Sevgili okuyucularım, Tayyip’in kaçak sarayında 2014 yılının son Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısı -kendisinin başkanlığında- yapıldı.
(Sarayda yapılan ilk toplantı idi.)
Bu toplantıya Padişah Tayyip, Sadrazamı Ahmet, ilgili bakan ve bürokratlarla birlikte Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanları katıldı.
Bu toplantılar eskiden önemliydi, şimdi hiçbir esprisi kalmadı. Birkaç satırlık kısa bir açıklama yapılıyor, hepsi o kadar!
Ama son toplantının bir özelliği vardı:
Çankaya’daki büyük salonda cumhurbaşkanının hemen arkasında -belki bir insan boyu- büyük bir fotoğraf asılı dururdu.
Mustafa Kemal Atatürk.
Tayyip emir vermiş, kaçak sarayda yapılan toplantıda bu fotoğraf kaldırılmıştı. Başka bir deyişle buharlaşmıştı.
Duvar boş kalmıştı.
Genelkurmay Başkanı Necdet Bey ve Kuvvet Komutanları ise o ortamda sessizce oturuyordu.
Ahmet ve bakanlarının öyle oturması normaldir de, buharlaşan fotoğraf olayı acaba askerlerin içine sinmiş miydi?
* * * *
“Evet çok sayın paşalarım ve fevkalade değerli komutanlarım, içinize sindi mi? Sindiğini söylüyorsanız mesele yok!.. Siz bildiğiniz gibi devam edin.
Varsayalım sinmedi!.. O halde, herhangi bir tepki gösterdiniz veya ilgilileri uyardınız mı? Hiç sanmıyorum.
Keyfi yönetimlerini sürdüren Atatürk düşmanları, ülkeyi, milleti ve kutsal değerlerimizi işte böyle, sizin de gözlerinizin önünde devşiriyorlar.
Sizler sessiz kaldıkça motora daha fazla gaz veriyorlar.
Türkiye’nin dört bir yanında Kürtçülük hortlamış, terör örgütüyle pazarlıklar sürüp gidiyor, her yerde gönderlere Kürt bezleri çekilip Apo posterleri açılıyor.
Daha geçenlerde Cizre’de tank taburunu taşladılar, askerler tel örgülerin ardından seyretmekle yetindi.
Diyarbakır’da garnizona girip bayrağımızı indirdiler.
Geçmişte güvendiğimiz ve bundan sonra da güvenmek istediğimiz ordumuz böylesine durumlara düşürüldüyse, sorumluluk sizdedir Sayın ve pek muhterem Paşalarım.
Siz sessiz kaldıkça, siz tavır koymaktan, hatta ağzınızı bile açmaktan korktukça, bırakın o salonda indirilen Atatürk fotoğrafını bir yana, başınıza daha neler gelecek neler... Ve siz her şeyi görmezden gelmek zorunda bırakılacaksınız.
Bu yaşa, bu rütbeye gelmişsiniz. Sizin açınızdan bundan ötesi yok.
Emeklilik dört dörtlük... Lojmanlarınız, makam araçlarınız ve diğer hususlarda en ufak bir azalma olmayacak.
O halde niçin korkuyor, neden çekiniyorsunuz ki teslim bayrağını böyle çektiniz?
Korkacak neyiniz var yaaa, Allah rızası için söyleyin Paşalarım.
Kuzuların sessizliğine bürünmüşsünüz, adeta bana dokunmayan yılan bin yaşasın diyorsunuz...
Ve böylece, Tayyip’le çömezi Ahmet’in yaptıklarına sessizce alkış tutmuş oluyorsunuz.
Bülent Arınç sizler için “Aba altından sopa gösterenler artık bizim karşımızda topuk selamı verip esas duruşa geçiyor” demişti... Galiba haklıymış.
Size ne demeli, bilemiyorum ki!..
Hepinize en derin saygılarımla!”
İşine gelmeyince susuyor!
Geçen gün televizyon ekranlarındaki o vıcık vıcık tartışma programlarından birinde galiba bir cemaatçi yazar şöyle demiş:
“Abdullah Gül cumhurbaşkanı iken savcı Zekeriya Öz’le buluştu ve görüştü.”
Bay Gül bu sözleri duyunca öfkelenmiş, bir saat sonra yanıt verdi:
“Bu sözler doğru değildir. Ben Zekeriya Öz’le bugüne kadar hiç konuşmadım ve görüşmedim.”
Bu sözlerinin doğru veya yalan olduğunu bilemem... Ama hemen yanıt verdiğine ve bu kadar kesin konuştuğuna göre doğru söylüyor olması gerekir.
* * * *
Ancak Bay Abdullah Gül bu konuda gösterdiği duyarlığı kendisiyle ilgili başka konularda gösteremiyor, işine gelmeyince sütre gerisine çekilip araziye uymak zorunda kalıyor.
Somut örneğini bir kez daha vereyim:
Beyefendi geçtiğimiz ağustos ayında Çankaya’dan ayrıldıktan hemen sonra İstanbul’da devlete ait Huber Köşkü’ne yerleşti. Boğaz’ı tepeden gören muhteşem, dört dörtlük bir yer.
Aşçılar, uşaklar, garsonlar, sekreterler, korumalar, Mercedes marka makam araçları... Hepsi hizmetinde!
Önümüzdeki günlerde beş ay dolacak ve orada bedavadan yaşıyor. Gerekçesi ise ilginç!
Beyefendinin villası yapılıyormuş da, inşaat bitene kadar ailesiyle birlikte Huber’de yaşamayı sürdürecekmiş de...
Oh ne güzel yaaa! Ekmek elden su gölden, elektrik su dahil bütün harcamalar bizim ceplerden, gel keyfim gel!
* * * *
Bu Huber rezaletini burada defalarca yazdım ve beyefendinin bir yanıt vermesini bekledim...
Bekledim ama ses gelmedi.
Şimdi şu duruma bakın, Zekeriya Öz’le görüştüğünü anında yalanlamayı biliyor ama iş kendisinin Huber’deki yaşantısına gelince suskunluğa bürünüp ağzını bile açamıyor.
Cumhurbaşkanlığı yapmış bir şahıs kendisini bu kadar küçük düşürme hakkına sahip değildir...
İşine gelen konuda yalanlama yap, gelmeyince otur oturduğun yerde!
Titre ve kendine dön Abdullah Bey, biraz ayıp oluyor.