Adalet özlemi
İngiltere’de The Economist dergisi, düzenlediği “Dünyanın Demokrasi Endeksi” çizelgesinde “RTE’ın cumhurbaşkanı seçilmesi, Türkiye’nin demokratik kurumları için yeni bir tehdittir. Ülke hızla otoriter bir rejime sürüklenmektedir” diyerek Türkiye’mizi 167 ülke içinde 2006’daki 88. sıradan 2012’ye göre daha gerilere çekerek 98. sırada gösterdi. Uganda ve Kenya’nın da arkasına düşmüş durumdayız.
Demokrat olmayan insanların demokratikleşmeye katkıları olmayacağı gibi adalet duygusundan yoksun olanların da adalete olumlu katkılarını beklemek boşunadır. Ülkemiz, son yıllarda ağır hukuksuzluklar içinde adalet özlemi çekmektedir. Hukuk öğreniminden uygulama alanlarına uzanan yetersizlikler, edinilen diplomaya bağlı “hukukçu” sayılma yanılgısı ve özellikle kötü siyasetçiler yüzünden hukukun giderek siyasallaştırılması uzun zaman güçlükler yaşanarak adalet bekleneceğini göstermektedir. Adaletin kılıçtan etkin olduğu unutulmaktadır.
Toplumsal yaşamın giderek kargaşa ve karmaşaya dönüştüğü, lâik cumhuriyet aydınlığının kararmakta olduğu bir ortamda adalet çığlıkları her yerden yükselmektedir. Adalet binaları önünde, adliye koridorlarında, duruşma salonlarında, alanlarda gözyaşları içinde açıklanan adalet istemi, bağımsız ve yansız medyanın da duyurduğu olaylar, yansıttığı görüşlerle ulusal bir sorunla karşı karşıya olduğumuzun kanıtlarıdır.
Yargı organlarında görev yapanların sorumluluğu herkesinkinden büyüktür. Kimi beklentilerle, kimi düşkünlüklerle, kimi ilişkilerle, kimi yükselme ve yarar etkileriyle hukukun onurunu korumaktan uzaklaşıp hukuksuzluklara araç olanlar toplumsal namus bilinen adaleti lekelemektedirler. Adalette ikilem, yargıda yakınlık ve uzaklık olmaz. Yandaşlık ya da karşıtlık, bir yargıç için onursuzluktur. Böyle bir durumu olan o dâvadan çekilir. Hukuk devleti, bağımsız yargının her işlem ve eylemin hukuka uygun olup olmadığını denetlediği, adaleti her alanda gerçekleştirdiği devlettir.
Adalet
ATATÜRK “Özgürlüğün de, eşitliğin de, adaletin de dayanağı ulusal egemenliktir” diyerek ulusal yaşam yönünden adaletin önemini vurgulamıştır. Adalete, hukuka, yargıya, yasalara verdiği değeri açıklayan nice sözleri vardır. Bilim ve düşün adamlarının adalet konusundaki özdeyiş nitelikli sözleri de ilgililerin bilgisi içindedir. Bilmeliyiz ki adalet yalnız devletlerin değil dünyanın temelidir. En gerçekçi ve en etkin insanlık öğretisidir. Haklı ile haksızı ayırarak en uygun yaptırımı belirleme yetkisini taşıyan yargı organlarınca yaşama geçirilir. Eşitliğin, onurun, saygınlığın en doyurucu göstergesi, hakların ve özgürlüklerin en güçlü güvencesidir. Toplumsal barışın en sağlıklı dayanağı, güvenlik, esenlik ve mutluluğun en verimli kaynağıdır. Vicdanın susturulmaz sesidir.
Yakınmalar
Son 12 yılda adalet, hukuk ve yargı konularında yaşanan olumsuzluklar hiçbir dönemde yaşanmamıştı. Son günlerde basından derlediğimiz, üzen ve utandıran yakınmalar ilgililerin vicdanlarının nasıl rahat ettiğini, başlarını yastığa nasıl koyduklarını düşündürüyor. İşte kimileri: “Adaletin bu mu dünya? -Kan donduran karar. Devletin adaleti bu mu? -Kimsenin yargıya güveni yok. -Güven sıralamasında yargı en altta. -Yargıya olan güven inanılmaz şekilde yara aldı. -Yargı, katillere sahip çıkmıştır. -Hukuka güven kalmadı. -Mahkemenin bağımsız karar vermesi mümkün değil. -Gözyaşlarım adaletin öldürülmesi içindir. -Karar bu ülkenin adaletsiz olduğunu ve hukukun öldüğünü gösteriyor. - Adalet diye bir şey yok. -Adalete inancımız kırıldı. -Adalet yerini bulana kadar protestoya devam. -Adalet, artık sadece komşu kızının adı.” Hukukçuların yazdığı iki kitabın adını da anımsatıyorum: “Yargı Meselesi Hallolundu Türkiye’de Yargı Yoktur.” Ne kadar anlamlı ve acı. Bu durumlara neden olanlar ve gerekenleri yapmayanlar insan, yurttaş ve görevli yönleriyle kendilerini özeleştiriye bağlı tutup düzeltmeli ya da yerlerini yaraşır olanlara bırakmalıdır. Toplumsal yaşamın güneşi olan adaleti karartanlar, vicdanları kara olanlardır. Uğur MUMCU ile Muammer AKSOY’un ölüm günlerini içine alan 24-31 Aralık’ın “Adalet ve Demokrasi Haftası” olarak etkinliklerle değerlendirilmesinin anlamını kavrayamayanlar adaleti elbet bilemez.
Sorunlar
Baroların vesayet altında bulunması, Adalet Bakanı ile Bakanlık Müsteşarının Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Başkanı ve doğal üyeleri olması, etkili ve amaçlı takipsizlik kararı verilmesi, dâvaların gelişigüzel açılması, kararların çok geç ve zayıf gerekçelerle sonuçlanması, yargıdan kaçma ve kaçırılmalar, sanıkların tanık yapılması ve gizli tanıklık, dosyalar ve dâvalar için gereksiz gizlilik kararı verilmesi, avukatların incelemelerinin engellenmesi, yetersiz ve yanlı bilirkişi raporları, yargıcın takdirine bağlı konuların ve durumların bilirkişilere bırakılması. Kumpaslar, düzmece kanıtlar, orantısız cezalar, çağdışı cezaevi uygulamaları, suçluların bulunamaması (faili meçhuller), polisin orantısız ve çok sert güç kullanması, mâkul şüphe, mâkul hata ve inanç savunmaları, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ile Yargıtay ve Danıştay’ın siyasal düzenlemelerle yapılandırılması, dosyadan el çektirilen ya da görevden alınan savcılar ve yargıçlar, devletin kararlara uymaması, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşın yeniden aynı içerikte yasa çıkarılması, daha neler neler..
Adalet en doyurucu gıdadır. İnsanları adalet gereksinimi içinde bırakmak, öldürmekten kötüdür. Adaleti engelleyip adaletsiz bırakanlar, en çok adalet dilenenler olur.