
CHP Genel Başkan Yardımcısı Aytun Çıray, Uğur Dündar’a iktidarın övündüğü sağlık sisteminin geldiği noktayı, örnekleriyle anlattı...
Çıray, AKP’nin sağlık sisteminin çöktüğünü şu örneklerle dile getirdi: “Şehir hastanelerinde özel sektöre 29.9 milyar lira peşkeş çekildi. 90 milyon Euro’luk grip aşısı aldılar... Ki bu paraya devlet aşı fabrikası kurardı. Performans sistemi yüzünden binlerce hasta boş yere ameliyat edildi. Çekilen MR sayısı patladı. Her birey adeta küçük ölçekte atom bombasına maruz kaldı.”
Sevgili okurlarım,
CHP İzmir Milletvekilli ve Parti Meclisi Üyesi Dr. Aytun Çıray, yıllarca Sağlık Bakanlığı Müsteşarlığı yaptı. Yeşil Kart uygulamalarıyla, Sağlık Reformu çalışmalarını o başlattı.
Önceki gün bu çalışkan milletvekiliyle uzun uzun konuştum. Gerek teknik konulara hakim siyasetçi kimliği, gerekse hekim gözüyle anlattıkları tüylerimi ürpertti.
Öylesine çarpıcı gerçeklere değindi ki, anlattıklarını sizlerle paylaşmanın, tarihi bir gazetecilik görevi olduğuna karar verdim.
İşte o sohbette Aytun Çıray’a yönelttiğim sorular ve verdiği sarsıcı cevaplar:
UĞUR DÜNDAR (U.D.): AKP iktidarı Sağlıkta Dönüşüm Projesi adını verdiği projeyle bir dönem toplumda çok prim yaptı ve sırf bu nedenle önemli oranda oy aldı. Bunu nasıl izah ediyorsunuz ve siz olsanız aynı şeyleri yapar mıydınız?
AYTUN ÇIRAY (A.Ç.): Sağlık Reform Paketi benim müsteşar olarak başında bulunduğum ekipçe hazırlanmış ve kalkınma planı hedefleri içine alınmıştı. Ancak hayata geçirilmesi için “vatandaşlık numarası” çalışmalarının bitmesi gerekiyordu. O da AKP hükümeti döneminde bitti ve böylece adı Sağlıkta Dönüşüm Projesi olarak değiştirilen uygulamalar başlatıldı. Bu çerçevede ilk olarak SSK ve devlet hastaneleri tek çatı altında toplandı, hastane eczaneleri yerine ilaçlar özel eczanelerden alınmaya başlandı. Bu durum doğal olarak hasta kuyruklarını azalttı. Sağlık personeli için başlatılan performans sistemi devreye girdi. Her yerden daha sonra çoğu batacak olan özel poliklinikler fışkırdı. İşlemez hale gelmiş sağlık sisteminden sonra bu hizmetler hem vatandaşlar, hem de sağlıkçılar için çok önemli bir yenilik olarak algılandı. Başta doktor ve eczacılar olmak üzere sağlık personeli bu sistemin doğal reklamcıları oldular.
AKP’NİN SAĞLIK REFORMU ÇÖKTÜ
U.D: Peki bunların hepsi yanlış mıydı?
A.Ç: Tabii ki hayır. Çok iyi başlamışlardı ve kuyruklarda azalma olmuştu. Sağlık hizmetlerine ulaşımda da mesafe alınmıştı. Ama bunlar gerçekleşirken çok pahalı bir hizmet olan sağlığın finansmanı ihmal edildi. Her alanda olduğu gibi sağlıkta da AKP’nin “yandaşlara peşkeş” zihniyeti devreye girince de sistem çöktü.
U.D: Peşkeş derken neyi kastediyorsunuz? Buna örnek verebilir misiniz?
A.Ç: Sayın Dündar o kadar çok örnek var ki. İsterseniz bir dönem sizin de gündeme getirdiğiniz şehir hastanelerinden başlayalım. İngiltere ve Kanada gibi ülkelerde uygulandığında çok büyük kamu zararına neden olan modası geçmiş devasa “şehir hastaneleri” modelini hayata geçirmeye başladılar.
Bu sistemde devlet özel sektöre bedava arazi veriyor. Özel sektör bu araziye devasa hastaneler yapıyor. Ve sonra devlet bu binaları özel sektörden 25 yıllığına kiralıyor. Şirketlere ödenecek paralar ve sözleşmelerin çok önemli ayrıntıları ise kamuoyundan gizleniyor. Bu sistemde 25 yıl için özel sektöre peşkeş çekilen miktar ne kadar biliyor musunuz? Mersin Adana hastaneleri hariç 29.9 milyar lira... Yani eski parayla 29.9 katrilyon lira... Bu hesaplara şehir içinde yıkılacak mevcut hastanelerin arsalarının rantı dahil değil. Onları da dahil ettiğinizde karşımıza dudak uçuklatacak bir rant tablosu çıkıyor. Üstelik bu yıkımlar nedeni ile yatak sayısında artış da olmuyor!
90 MİLYON EURO’LUK AŞI ALDILAR
U.D: İnanılmaz bir rakam ve inanılmaz bir peşkeş planı...
A.Ç: Dahası var; Kuş Gribi için alınan ilaçları imha ettiler. “Domuz Gribi” diyerek ve halkımızı korkutarak olmayan bir hastalığın işe yaramayacak aşısına 90 milyon Euro ödediler. Eğer ben bu konuyu gündeme getirmeseydim toplam 226 milyon Euro ödeyeceklerdi. Bunu engelledim. Bir aşı fabrikasının 60-90 milyon Euro’ya yapılabileceğini düşünürsek, bu büyük skandalın ülkeye maliyetinin boyutları daha iyi anlaşılır.
KÜRTAJ TARTIŞMASININ PERDE ARKASI
U.D: Bunlar olup biterken Sayın Erdoğan “kürtaj” tartışmalarını başlattı. Amacı toplumun dikkatini dağıtmak mıydı, yoksa arkasında başka bir neden mi vardı? Neden mi vardı diye soruyorum çünkü, AKP yönetiminin her olayda bir de perde arkası senaryosu olduğunu görüyoruz.
A.Ç: Bunun perde arkası tam bir tıbbi felakettir Uğur Bey. Konuşmamıza başlarken size AKP’nin sağlık personeli için Performans Sistemi adı verilen bir sistemi uygulamaya koyduğunu söylemiştim. Bu şu demekti: Ne kadar ameliyat, ne kadar tahlil yapılırsa, ne kadar tomografi ve MR çekilirse o kadar performans payı alınacaktı. İşte bu yanlış sistem yüzünden sezaryen patladı!..
Öyle ki, 2002’de yüzde 21 olan sezaryen oranı 2011’de yüzde 47’ye sıçradı. Özel hastanelerde bu rakam yüzde 65’e ulaştı. Mükerrer sezaryen oranıysa yüzde 20’yi buldu. Yani tablo rezalet ötesi bir durum aldı. Kimse fark etmeden bu ürkütücü gidişe dur demeleri gerekiyordu. Bunun için Erdoğan bilinçli olarak “kürtaj” tartışmasını başlattı. Hemen ardından sezaryeni zorlaştıran yasa gündeme geldi. Peki bu arada boşu boşuna kesilip biçilen kadınlarımız gerçeği fark ettiler mi? Hayır, tartışma bambaşka yerlere çekildi. Ne yazık ki yaptığım açıklama da güme gitti.
GEREKSİZ AMELİYATLAR YAPILDI
U.D: Hatırlıyorum. Bir milletvekiliniz “vajina” tartışmasına girmişti çünkü. Akıl alır gibi değil. Siz aynı zamanda bir hekimsiniz. İnsan sağlığı bu kadar ucuz mu? Yoksa buna benzer halkımızdan gizlenen başka skandallar oldu mu?
A.Ç: Sağlık Bakanlığı’nın verilerine göre 2002-2013 yılları arasında Sağlık Bakanlığı hastanelerinde yapılan ameliyatların sayısı yüzde 114,4, üniversite hastanelerindeki ameliyatların sayısı yüzde 116,4 artarken, özel hastanelerde yapılan ameliyatların sayısı ise yüzde 561,1 oranında artış kaydetti. Halbuki bu dönemde Türkiye nüfusu yüzde 13 arttı. O halde şimdi milletin vekili olarak sormak istiyorum: Bu yurttaşlarımız boşuna mı ameliyat oldular? Performans sistemi denilen ve sağlıkta kamu kontrolünü yok eden bu sistem yüzünden acaba vatandaşlarımız hangi yan etkileri yaşamak zorunda bırakıldı? Tıp Kurumu Genel Sekreteri Dr. Üçer, “Türkiye’de 2011 yılında ortalama her 9 kişiden birine BT her 10 kişiden birine de MR çekilmiştir. 10 yıllık bir süreçte neredeyse toplumun tümüne BT ve MR çekilmiş olacaktır” diyor. Bu ne demek biliyor musunuz? Her birey adeta küçük ölçekte atom bombasına maruz kalmış olacak. Uğur Bey sözünü ettiğimiz şeyler tam bir insan hakları ihlalidir.
15 MİLYAR KATKI PAYI ALDILAR
U.D: Çok şey görmüş, yaşamış bir soruşturmacı gazeteci olmama karşın, bu söylediklerinizi dinledikçe tüylerim diken diken oluyor. Ben yıllarca insan sağlığı için verdiğim mücadele ile tanınırım. İnanın işin boyutları beni bile dehşete düşürüyor. Sayın Çıray doğal olarak bu işlerin bir de maddi boyutu var. Gelir dağılımının bu kadar bozuk olduğu ülkemizde bu işlerin milletimize maliyeti nedir acaba?
A.Ç: Güya bu reform (!) çalışmalarının amacı, sağlıkta hizmet kalitesini artırırken devletin sağlık harcamalarını da azaltmaktı. Oysa ki, sağlık harcamalarını 16 milyar lira civarından 75 milyar liraya çıkardılar. Yanlış anlaşılmak istemem; biz CHP olarak sağlığa harcanan parayı hiç de fazla bulmayız. Yeter ki 75 milyar lira yerine harcansın. Ama öyle olmadı. Sağlığın finansmanı sorunu ortaya çıktı. Sayın Kılıçdaroğlu’nun SSK Genel Müdürlüğü döneminde sabit fiyatlarla 2.4 milyar lira olan sigorta sistemleri, AKP iktidarında 25 milyar lira gibi büyük açıklar vermeye başlayınca bu defa vatandaşlarımızdan katkı payları almaya başladılar. Sadece sağlık kuruluşunun kapısından girenlerden toplanan katkı payı 2 milyar 132 milyon liradır... Ben toplam miktarı 15 milyar lira olarak tahmin ediyorum. Devletin resmi rakamlarına göre cepten yapılan kişi başına sağlık harcaması -satın alma gücü paritesine göre- 2002 yılında 92 dolar iken, bugün 151 dolara kadar yükseldi. İşte size muayenehaneleri kapattık diye övünen AKP iktidarının hali. Bunlar devletin tümünü muayenehane haline getirdiler. Bunlar samimi değil Uğur Bey. Öyle olsaydı eğer Tayyip Bey çıkardıkları “Tam Gün Yasası” nedeniyle istifa etmek zorunda bıraktığı Prof. Dr. Dursun Buğra’yı çağırıp devletin hastanesinde kendini tedavi ettirir miydi? Zamanın Sağlık Bakanı Recep Akdağ da eşini yasa dışı bir şekilde Prof. Dr. Nebil Göksu’ya ameliyat ettirmişti. Yani vatandaşın doktor seçme hakkını elinden alanlar iş kendilerine gelince yasa masa tanımadılar.
PEKİ CHP NELER YAPACAK?
U.D: Eminim daha pek çok eleştireceğiniz konu vardır. Ancak milletimiz sadece eleştiri istemiyor. CHP’nin ne yapacağını da merak ediyor? Bu konuda hazırlığınız var mı?
A.Ç: Öncelikle ifade etmek isterim ki, mevcut sitemin işe yarayan ve doğru olan yanlarını değiştirmeyeceğiz. Sevk zinciri içinde yurttaşlarımız istediği hekimi ve sağlık kuruluşuna özgürce gidecekler. “AKP’nin uyduruk Aile Hekimliği” yerine gerçek sistemi oturtacağız. Sağlıkta hizmet kalitesini artıracağız. Doğru bir finansman yönetimi ile açıkları kapatacağız. Elde edeceğimiz kaynak ile sağlıkta katkı paylarını kaldıracağız. Devlet hastanelerinin fiziki kalitesini özel sağlık kuruluşları seviyesine getireceğiz. Herkesin rahatça ulaşabildiği kaliteli bir sağlık sistemi temel hedefimiz olacak. Koğuş sistemi tarihe karışacak. Performans Sistemi yerine Teşhise Dayalı Satın Alma Sistemleri’ni getirerek vatandaşlarımızın boşu boşuna kesilip biçilmelerinin önüne geçeceğiz. Koruyucu sağlık hizmetleri ile sağlıklı bir toplum yetiştireceğiz. Milli ilaç sanayiini ve stratejik ürünlerden olan aşı ve kan ürünleri fabrikalarını kuracağız. Sağlıkta taşeronlaşmaya son vereceğiz. Bunları yapacak bilgi, kadro, inanç ve ahlaka sahibiz.
U.D: Teşekkür ederim Sayın Çıray.
A.Ç: Asıl ben teşekkür ederim. Sizinle röportaj yapmak bir onurdur.