Kur’an-ı Kerim, beşeri anlamda hukuki veya idari bir kanun kitabı olmadığı gibi, böyle bir amaçla da insanlığa gönderilmiş değildir. Nasıl bir kitap olduğunu kendisi şöyle ifade eder: “Hüden li’n-Nas”, yani insanlar için “hidayet rehberi”. Hidayet ise “doğru yol” demektir.
Ayetler, ayetleri tamamlayıcı mahiyettedir; Fatiha’daki “sıratı müstakim” ise, Türkçe ifadesiyle “dosdoğru yol”; Kur’an’ın insanlara işaret ettiği, içinden yürümelerini istediği yoldur. Hz. Peygamber’in “beni Hud Suresi ihtiyarlattı” dediği “Emrolonduğun gibi dosdoğru ol” ayeti de “doğru insan” olmanın nihai amaç olduğunu ortaya koyar.
Prof. Fazlur Rahman’ın ifadesiyle “Kur’an’ın ahlak felsefesini teşkil edecek olan değerler açısından, mantık ve hedeflerinin titizlikle incelenmesi” gerekir. Günümüz Müslümanları’nın ihtiyacı olan, doğru bir ahlaki yaşayış adına bunun acilen yapılmasıdır.
Hukuktan ahlak çıkmaz, ancak ahlaktan hukuk çıkar. Kaldı ki ahlak zemini temeldir; hukuk onun üzerinde yükselen dar bir alandır. Dar olanın üzerine kapsamlı bir ahlakı tavır ve yaşayış inşa edilemez.
Ancak öyle bir noktaya geldik ki ahlakı kitabına uyduran siyasetçilerden ve hatta ilahiyatçılardan geçilmiyor ortalık.
Akrabayı koru kolla!
Kur’an’ı ihtirasları ve iktidarları adına kullananların beyanatları peş peşe geliyor.
Muktedirlerin ardı arkası kesilmeyen hezeyanlarından ise gına geldi.
Hele konu kadınsa; döktürüyorlar maazallah...
Ortaçağ zihniyetinin kadın düşmanlığı geliyor aklıma; az kaldı, cadı avları başlayabilir!
Yapılan yanlışlıklara ise fetvalar hazır!
AKP’li vekil Mehmet Metiner, torpille ilgili sorulan soruya; “Kur’an ‘akrabayı koru, kolla’ demiyor mu” diyerek; yapılan akraba atamalarını da meşrulaştırdı.
Vatana, millete hayırlı olsun!
Sözün bittiği yerdeyiz.
Yine de kendisine hatırlatalım: Haksızlıkla yapılan her atama da milyonlarca bekleyen gencin hakkı var. Kim bilir kaç yeteneğin önüne geçiyor, akrabalıktan başka hiçbir özelliği olmayan o isim sahipleri...
Kaldı ki Metiner’in söylediği ayet “Allah adaletli olmayı emreder” diye başlıyor.
“Adalet”, “hak” ve “ehliyet” kavramları, İslam’ın parametreleridir.
Yazık, hiç değilse yanlışlıklarına Kur’an’ı alet etmeseler.
Sarsılan güven
Şair ve edebiyatçı yazar Hilmi Yavuz, Aksiyon dergisine verdiği söyleşiyi “AK Parti Müslüman’sa ben değilim kardeşim” sözleriyle bitirmiş.
Sayın Yavuz’un ifadesine benzer sözleri, son zamanlarda duymayan var mıdır?
Elbette kişinin Müslümanlığı başkalarının durumuna şartlı değildir. Buradaki ironiyi anlıyoruz: Bir tarafta kayıt dışı gelir ve devlet rantının paylaşımı adına çok büyük yolsuzluk ve hırsızlık iddiaları; diğer tarafta bunları örtmek adına tersyüz edilen hukuk ve yargı sistemi ve fakat Allah’ı Peygamberi dilinden düşürmeyen bir iktidar!
Dindarlık açısından düşünüldüğünde hüzün verici bu sonucun, insanların son sığınağı olarak görülen dini değerlere güveni sarstığı ortadadır.
Diyanet neden susuyor
Tam da bu konularda konuşacak bir merci yok mu diye dönüp Diyanet’e bakıyoruz.
Ne görelim evlere şenlik açıklamalar!
Başkan Mehmet Görmez; tedbirsizlik yüzünden ölen yüzlerce maden işçisini görmez, müftülüğünün “tedbirin aşırısı Allah’a imanı azaltır” açıklamasına sesiz kalır. Yolsuzluk ve hırsızlık konularını görmez, ama manevi hırsızlığa dikkat çeker. Saraylar ve AVM’ler uğruna kesilen milyonlarca ağacı görmez, fakat Türk toplumunun evlerinde süs için bulundurdukları plastik çamlarla ve yılbaşı kutlamalarıyla ilgili beyanat verdirir! Muktedirlerin insan onurunu hiçe sayan açıklamalarını görmez, ancak sosyal medyayla uğraşır. Ak Saray’a harcanan kat trilyonları görmez, ama yozlaşmadan dem vurur. Milyonluk makam arabasının israf olduğunu görmez, fakat zaten kıt kanaat geçinen milleti tutumlu olmaya çağırır.
Türkiye’de hiç de azımsanmayacak bir kitle, dindarlık buysa ben Müslüman değilim diyerek isyan ediyor Sayın Görmez.
Gittiğim pek çok yerde buna bizzat şahidim.
Popülist fetvalarla ve yaklaşımlarla, Kurumun, siyasetin nasıl teşnesi haline geldiği ortada!
Başında bulunduğunuz; 120 bin personeli olan, 13 bakanlığı geride bırakan, 8 bakanlığın toplam bütçesine eşit, 5 milyar 442 milyonluk bütçeye sahip Diyanet İşleri Başkanlığının, yeryüzü insanlığına sunacak “evrensel bir din dili” oluşturması gerekmez miydi?
Birlikte çalıştığımız dönemlerde, Diyanet’e yaptığınız eleştiriler geliyor aklıma; hatırlatayım dedim.