Ma­mak Ce­za­evi’­nin gü­ler yüz­lü Meh­met­çi­k’­i şe­hit düş­tü.
De­niz Kur­may Al­bay Mu­rat Öze­nal­p’­i kay­bet­tik.
Du­ruş­ma sa­lon­la­rı­nı ve ko­ğuş­la­rı ne­şe­ye bo­ğan “Pa­pa­” ar­tık yok!
“Pa­pa­” ne mi?
Bal­yoz İd­di­ana­me­si­’n­de Al­bay Öze­nalp ile il­gi­li bir ih­bar mai­li var; “bi­ri­le­ri, Pa­pa haz­ret­le­ri­nin kab­ri­nin fo­toğ­ra­fı­nı çek­miş Mu­rat da onu da­ğı­ta­cak­mış!”
Ce­za­evin­de­ki esir su­bay­lar bu ne­den­le es­pri ya­pı­yor­lar­dı; “Al­ba­yım Pa­pa haz­ret­le­ri­nin kab­ri­nin fo­toğ­ra­fı­nı bi­ze de ve­rir mi­sin?”
Al­bay Mu­rat her se­fe­rin­de in­ce ze­ka­sıy­la kar­şı­lık ve­ri­yor­du; “ta­mam an­la­dık da; ben ni­ye her­kes gi­bi ‘Pa­pa­’ de­ğil de ‘Pa­pa Haz­ret­le­ri­’ di­ye­yim?”
Evet kim­di o “Pa­pa Haz­ret­le­ri­” di­yen­ler?
Din­le­ra­ra­sı Di­ya­log­cu­lar ola­bi­lir mi?
Kim ol­du­ğu­nu he­pi­miz bi­li­yo­ruz.
De­niz Al­bay Mu­rat Öze­nal­p’­in ka­til­le­ri­ni ya­kın­dan ta­nı­yo­ruz.
O da bi­li­yor­du...
Ta­rih: 17 Ocak 2012
Yer: Si­liv­ri Ce­za­evi­’n­de­ki Du­ruş­ma Sa­lo­nu
İs­tan­bul 10. Ağır Ce­za Mah­ke­me­si, Bal­yoz esir­le­ri­nin sa­vun­ma­la­rı­nı din­li­yor.
Mah­ke­me Baş­ka­nı: Nü­fus kay­dı­nı­zı oku­yo­rum: Mu­rat Öze­nalp. Tu­ran oğ­lu, Sa­mi­ye­’den ol­ma. Ela­zığ 30/03/1965 do­ğum­lu. To­kat ili Zi­le İl­çe­si Zin­cir­li­süf­la nü­fu­su­na ka­yıt­lı, si­ze mi ait?
Mu­rat Öze­nalp: Evet, ba­na ait.
Mah­ke­me Baş­ka­nı: Sa­bı­ka kay­dı­nız yok.
Mu­rat Öze­nalp: Yok.
Esir Al­bay Öze­nalp sa­vun­ma­sı­na baş­la­dı...

Ev ad­re­si bi­le yan­lış

Sa­yın He­yet!..
Ben 18 yı­lı de­niz­ler­de ge­çen; öğ­ren­ci­lik da­hil 32 yıl mes­lek ha­ya­tı olan; ya­ni öm­rü­nün 3’te 2’si sü­re­si­ni Tür­ki­ye Cum­hu­ri­ye­ti­’ne hiz­met ver­miş su­ba­yım.
Dün­ya de­niz­le­rin­de ve li­man­la­rın­da ül­ke­mi tem­sil edip; Türk hal­kı­nın hak ve men­fa­at­le­ri­ni ca­nı pa­ha­sı­na ko­ru­ma­ya ant iç­miş as­ke­rim.
Bu­gün bu­ra­da ger­çek ol­ma­dık­la­rı yüz­ler­ce kez is­pat­lan­mış; za­man ve me­kan çe­liş­ki­le­riy­le do­lu; rü­yam­da da­hi gö­re­me­ye­ce­ğim sah­te di­ji­tal­le­re da­ya­na­rak suç­lan­ma­mı ka­ra mi­zah­tan baş­ka bir ifa­de ile ta­nım­la­ya­mı­yo­rum.
İd­di­ana­me, ek kla­sör­ler ve po­lis tes­pit tu­ta­nak­la­rın­da ta­ra­fı­ma atı­lı suç­la­ma­la­rın ta­ma­mı ger­çek dı­şı­dır. Ev ad­re­sim ve kal­dı­ğım ce­za­evi­nin da­hi yan­lış ya­zıl­dı­ğı bu id­di­ana­me­de, be­nim­le il­gi­li tek doğ­ru; adım, so­ya­dım ve nü­fus kay­dı­ma ait hu­sus­lar­dır.
Sa­yın He­yet!
Ha­len hu­ku­ki ve sos­yal ge­rek­çe­le­ri­ni an­la­ya­ma­dı­ğım tu­tuk­lu­lu­ğum­dan ço­cuk­la­rı­mın ve özel­lik­le de 7 ya­şın­da­ki kı­zı­mın et­ki­len­me­me­si için inanç­la­rı­mın ak­si­ne be­nim için en bü­yük onur­suz­lu­ğu ya­pıp (içim­den ba­na inan­ma­la­rı­nı te­men­ni ede­rek) kı­zı­ma ha­ya­tım­da ilk kez ya­lan söy­le­dim. Ona çok giz­li bir gö­rev için se­çil­di­ği­mi, bu­ra­da eği­tim al­dı­ğı­mı, gö­re­vin ne za­man bi­te­ce­ği­ni ve eve ne za­man dö­ne­ce­ği­mi bil­me­di­ği­mi söy­le­dim. Ba­na bel­li et­mek is­te­me­se­ler de on­lar da ken­di­le­ri­ni bu ya­la­na inan­dı­ra­rak, kalp­le­ri kan ağ­la­ya­rak da ol­sa yi­ne baş­la­rı dik ve gu­rur­lu­lar. On­la­rı çok se­ven ba­ba­la­rı­nın suç iş­le­me­ye­ce­ği­ni bi­le­rek, uğ­ru­na ölü­mü gö­ze al­dı­ğı va­tan ve bay­rak için ken­di­le­rin­den uzak­ta ol­du­ğu­na ina­nı­yor­lar.
Sa­yın He­yet!
18 ya­şım­da ca­nım pa­ha­sı­na va­ta­nı ko­ru­ya­ca­ğı­ma, 25 ya­şım­da iyi bir eş ve ba­ba ola­ca­ğı­ma, 40 ya­şım­da tek bir per­so­ne­li­min da­hi bur­nu ka­na­ma­dan ge­mi ko­mu­tan­lı­ğı­nı ta­mam­la­ya­ca­ğı­ma ve 45 ya­şım­da gö­zü­mü bir sa­ni­ye ol­sun tes­lim al­dı­ğım san­cak­tan ayır­ma­ya­ca­ğı­ma ye­min et­tim.
Bu­gün bu­ra­da bu­lu­nan­la­rın ve siz­le­rin hu­zu­run­da, biz­le­re bu al­çak­ça tu­zak­la­rı ku­ra­rak ço­cuk­la­rı­mın kalp­le­ri­ni ka­na­tan ha­in­le­ri bu­la­rak, yi­ne Yü­ce Türk ada­le­ti­nin hu­zu­ru­na çı­kart­mak için elim­den ge­len her şe­yi ya­pa­ca­ğı­ma ye­min edi­yo­rum.

Son söz

Ta­rih: 26 Ni­san 2014
Yer: Ma­mak Ce­za­evi
Bal­yoz Da­va­sı­’n­dan 16 yı­la mah­kum edi­len Al­bay Mu­rat Öze­nalp o cu­mar­te­si gü­nü açık gö­rüş­te her za­man­ki gi­bi ne­şe­liy­di.
Eşi­ni, oğ­lu­nu, kı­zı­nı ku­cak­la­dı. İlk sö­zü, “ta­yi­nim çı­kıp, eve gel­di­ğim­de si­zi ne­re­le­re kah­val­tı­ya gö­tü­re­ce­ğim bir bil­se­ni­z” ol­du.
Kı­zı Du­ru ne­şe­len­di, ba­ba­sı­nın eli­ne sa­rıl­dı, “Ha­di bah­çe­ye çı­kıp, ya­kan top oy­na­ya­lı­m” de­di.
Oy­na­ma­ya baş­la­dı­lar.
Al­bay Mu­rat kı­zı­nın at­tı­ğı to­pu tut­ma­ya ça­lı­şır­ken, sen­de­le­di. Diz üs­tü düş­tü.
Du­ru çığ­lık çığ­lı­ğa ba­ğır­dı. Ba­ba­sı zor­la göz­le­ri­ni aç­tı, du­dak­la­rı kı­pır­da­dı, fı­sıl­da­dı; “İ­yi­yim kı­zım.”
Du­ru ağ­la­ya­rak; “ba­ba söz bir da­ha ya­kan top oy­na­ma­ya­ca­ğı­m” de­di.
Du­ru ba­ba­sı­nın ken­di­si yü­zün­den dü­şüp ba­yıl­dı­ğı­nı san­dı. Oy­sa dok­tor­la­ra gö­re, ba­ba­sı düş­me­den ön­ce be­yin ka­na­ma­sı ge­çir­di.
Beş gün son­ra...
Al­bay Mu­rat Öze­nal­p’­i kay­bet­tik...
Şe­hit düş­tü.
Ve...
Bi­li­yo­rum ki, ne ilk ne de son ola­cak Şe­hit Mu­rat Al­bay...
De­niz Yar­bay Ali Ta­tar son mu ol­du?..
Ya De­niz Kur­may Al­bay Berk Er­den?..
Türk Or­du­su bu ku­şat­ma­yı ya­ra­mı­yor. Kum­pas­la he­sap­la­şa­mı­yor. Ne ya­zık ki: Va­ta­nın­da esir düş­müş­lü­ğü ka­bul edi­yor.
Si­lah ar­ka­daş­la­rı şe­hit dü­şer­ken se­si­ni çı­kar­ma­yan or­du ki­min or­du­su­dur?
Yü­rek arı­yo­ruz yü­rek...
Ne­re­de Mus­ta­fa Ke­ma­l’­in as­ker­le­ri? Hep­si mi şe­hit düş­tü?
O hal­de ça­ğı­rı­mız şe­hit­le­re­dir:
“Şe­hit­ler, Ku­va­yi Mil­li­ye şe­hit­le­ri, me­zar­dan çık­ma­nın vak­ti­dir!
Şe­hit­ler, Ku­va­yi Mil­li­ye şe­hit­le­ri, Sa­kar­ya­’da, İnö­nü­’n­de, Af­yo­n’­da­ki­ler
Dum­lu­pı­na­r’­da­ki­ler de el­bet, ve de Ay­dı­n’­da, An­te­p’­te vu­ru­lup dü­şen­ler, siz top­rak al­tın­da ulu kök­le­ri­miz­si­niz, ya­tar­sı­nız al kan­lar için­de.
Şe­hit­ler, Ku­va­yi Mil­li­ye şe­hit­le­ri, siz top­rak al­tın­da de­rin uy­ku­day­ken, düş­ma­nı ça­ğır­dı­lar,
sa­tıl­dık, uya­nın!
Biz top­rak üs­tün­de de­rin uy­ku­lar­da­yız, kal­kıp uyan­dı­rın bi­zi!
Uyan­dı­rın bi­zi!
Şe­hit­ler, Ku­va­yi Mil­li­ye şe­hit­le­ri, me­zar­dan çık­ma­nın vak­ti­dir...” (Na­zım Hik­met)