Beşiktaş Kulübü’nün taraftarı olan “Çarşı Grubu”ndan 35 kişinin yargılanmasına Nisan ayında devam edilecek.
Bilindiği gibi suçları Gezi olaylarına katılmak.
Haklarındaki iddia şu:
“Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ni ortadan kaldırmaya veya görevlerini kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek.”
İstenen ceza: Ağırlaştırılmış müebbet hapis!
Eğer idam cezası kaldırılmamış olsaydı o Beşiktaşlılar için idam istenecekti!
Şimdi, idama eşit sayılan ağırlaştırılmış müebbetle yargılanıyorlar!

* * * *

Darbeye teşebbüs etmek, hükümeti devirmek o kadar kolay mı?
Darbe denilen olay, silahla gerçekleştirilir. Öyle hafif silahlarla, tabancayla filan da değil. Tankla, topla, uçaksavarla, füzeyle, jet savaş uçaklarıyla yapılır.
Bir spor kulübünün 35 taraftarının, topsuz tüfeksiz, sadece ellerindeki pankartlarla nasıl darbe yapabileceği doğrusu merak konusu!
C.Başkanı Tayyip Bey konunun üzerinde ısrarla durduğu için davanın açıldığı belirtiliyor. Ancak...
Yalnız Türkiye’de değil, dünyada hiç kimseyi, 35 kişilik bir futbol taraftarının hükümeti darbe ile devirmeye teşebbüs ettiğine inandıramazsınız!

* * * *

Duruşmada hâkim soruyor:
“Hükümete karşı darbe yapmaya çalıştınız mı?”
Yargılanan Çarşı Grubu futbolseverleri:
“Valla sayın yargıç, o kadar gücümüz olsa biz Beşiktaş’ı şampiyon yapardık!” diye
cevap veriyorlar.
Aynı anda mahkeme salonunu gülüşmeler, kahkahalar kaplıyor.
Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının istendiği bir davaya heyecan, korku ve dehşetin hâkim olması gerekirken, salonun kahkahadan kırılmasına ne demeli?
Bu durum, davanın ne kadar ciddi (!) olduğunu gösteriyor!

Milletçe kafayı yedik!

Gazetelerde okuyoruz...
Trafikte, çarşıda, pazarda... Hatta evlerde...
Basit kavgalar bile bazen ölümle sonuçlanıyor!
Çekip bıçağı, şişliyorlar!
Adam öldürmek tavuk kesmek gibi bir şey oldu!
Neden?
Çok asabi bir millet olduk da ondan!

* * * *

Ülkemizde psikolojik rahatsızlığı olanların sayısı 2009 yılında 3 milyon iken, bu rakam 2013 yılında, ekonomik ve siyasal gerilimlerin artması nedeniyle 9.2 milyona yükselmiş...
Yalnız Başkent Ankara‘da 2009 yılında 73 bin olan ruh ve sinir hastalarının sayısı, 5 yılda 487 bine fırlamış...
Bunlar bilinenler tabii ki... Bir de bilinmeyen deliler var!
Rakamlar “Milletçe deliriyor muyuz?” sorunu akla getiriyor...

* * * *

Bu sinir sistemi bozuk toplumun eline bir de silah verilirse, ne olur?
İşte o zaman, olaylar çığırından çıkmaya başlar.
Günümüzün Türkiye’sinde en az 7.5 milyon kişinin belinde ya da evinde silah var...
Bizim kabadayı (!) insanlarımız, kafaları kızınca filmlerdeki kovboylar gibi silahlarına sarılıyorlar.
Namlulardan alev fışkırıyor:
Dan dan dan...
Aslında korkaklık bu ama kahramanlık (!) sanıyorlar.
Tam bir ahmaklık!
Gidip yıllarca cezaevine yatıyorlar!
Anlaşılan, tam kafayı yemişiz!

Te­bes­süm

Halimiz tavuğun durumuna benziyor!
Süleyman Demirel‘in DYP Genel Başkanı olarak muhalefet yaptığı dönemdi. O günlerde ekonomimiz bugünkü gibi yaralıydı...
Halkın sıkıntısı her gün biraz daha artıyor, iktidar buna bir çare bulamıyordu.
DYP Genel Başkanı olan Demirel’e ne gibi önlemler alınması gerektiğini sorduk.
Siyasi olayları fıkralarla eleştirme üstadı olan Demirel “Bakın size bir fıkra anlatayım” dedi ve şu fıkrayı anlattı:
“Hazreti Davut’a birçok hayvan şikâyete gelmiş. İlk gelen hayvan zürafa olmuş. Zürafa “Boyum iki buçuk metre. Hareket ederken sıkıntı çekiyorum. Ne yapabilirim?” diye sormuş.
İkinci olarak gergedan gelmiş: “Vücudum çok iri, her yere çarpıyorum.” demiş.
Hayvanlar sırayla sıkıntılarını anlatırlarken sıra tavuğa gelmiş.
Hazreti Davut, tavuğa:
“Senin ne sıkıntın olabilir?” diye sorunca tavuk şu cevabı vermiş:
“Sıkıntıyı ben bilirim. Her gün yumurtlarken ne acı çekiyorum. Ya bu deliği büyült, ya da bu yumurtayı küçült.”
Halkımızın ve ekonomimizin durumu bu tavuğa benziyor işte!

Gü­nün Sö­zü

Bütün canlıların düşmanı zamandır!