C. Başkanı Tayyip Bey bir konuşuyor “pir” konuşuyor!
“Bu faizler yüksek, düşürmek lâzım” diyor, sözleri ekonomiyi hoplatıyor, doları zıplatıyor.
Avrupa’ya ağır eleştiriler yöneltip “Avrupa Birliği bizi alır mı, almaz mı? Böyle bir derdimiz yok!” diyor, piyasalar karışıyor! Şirketlerin döviz açığı bir haftada 19 milyar lira artıyor.
Vallahi bravo! Başka ne diyelim?
Ancak... Tayyip Bey’in şunu öğrenmesinde büyük yarar var:
“Ekonominin ayrı kanunları vardır. Arz ve talep esastır.”
Öyle “Emir-komuta” ile faizler düşmez! Düşürülmeye kalkışılırsa döviz fiyatları böyle fırlar, dolar 2.39’ları görür, ülkedeki ekonomik dengeler sarsılır!
Bunu, iktisat fakültelerinin birinci sınıfındaki öğrenciler bile bilir.

* * * *

Peki, Tayyip Bey’in çevresindeki danışmanlar, ekonomi profesörleri, uzmanlar bunu bilmezler mi? Bunlar o kadar cahil, o kadar ahmak mı?
Hayır! Cahil de, ahmak da değiller... Ekonominin yasalarını bilirler bilmesine ama bunu Tayyip Bey’e anlatmaya korkarlar!
Hal böyle olunca, o frensiz konuşur, dolar yükselir!
Dolar nereye kadar gider?
Bu, Merkez Bankası’nın, Tayyip Bey’in “Faizleri düşürün!” baskısına ne kadar dayanacağına bağlı!
Faiz inerse, dolar biner, enflasyon da tepemize çıkar! Ekonomimizin harika (!)
olduğu iddiaları bir masal olarak kalır!

Ne iş var, ne umut!

Tayyip Bey’in konuşmalarıyla yükselişi hızlanan dolar rekora koşuyor.
Peki, dolar artınca ne oluyor?
Fakirleşiyoruz!
Hayat daha zorlaşıyor!
Piyasalarda ne iş kaldı, ne umut!
Ekonomik büyümedeki kötü gidiş, işsizliği de tetikledi.
Ülkemizdeki işsiz sayısı 3 milyon 64 bine ulaştı. Tabii ki bu, sadece devletin resmi rakamı. Gerçek işsizlik ise bundan çok fazla. Yaklaşık 5.5 milyon!
En büyük işsizlik yüzde 19.2 oranıyla genç nüfusta! En acı olanı da bu!
Ekonomik büyümedeki (yüzde 1.7 gibi) kötü performans nedeniyle diplomalı işsizler de hızla artıyor.
Tüm bunlara rağmen hâlâ “Ekonomimiz çok iyi gidiyor” demezler mi? Kızmak mı lâzım, ağlamak mı, anlayamıyorum.
Görünen köy kılavuz istemez ki!
İleride bu günleri bile arayacak hale gelebiliriz.
Gidişat maalesef böyle!

Ah Hülya! Ne yaptın?

Dün Emin Çölaşan’ın yazısındaki dipnotunu görünce şaşırdım ve elimde olmadan:
“Ah Hülya, ne yaptın?” diye söylendim.
Çölaşan’ın notu şöyleydi:
“Dava edenler kervanına dün son olarak Hülya Avşar diye bir sanatçı (!) eklendi. 6 Aralık 2014 tarihli yazım nedeniyle 50 bin Törkiş lira tazminat istiyor!”

* * * *

Hülya Avşar, daha önce de CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’na tazminat davası açmıştı. Onu daha zengin bulmuş olacak ki, istediği tazminat, Çölaşan’dan istediğinin iki katı: 100 bin Törkiş lira.
İki davanın da sebebi aynı:
Hülya Avşar, herkesin eleştirdiği Tayyip Bey’in Kaçak Saray’ının öyle anlatıldığı kadar şaşaalı olmadığını, mübalâğa edildiğini söyleyerek “Vallahi benim evim daha şaşaalı” demişti.
Tayyip Bey’in hoşuna gitmek için böyle bir davranış, gerçek bir sanatçıya yakışmaz tabii ki... Emin Çölaşan da, Kılıçdaroğlu da bunu anlatmak istedi.
Sonuçta mahkemelik oldular.

* * * *

Hülya Avşar’ı 20 yaşından beri tanırım.
Hoşgörülü bir genç kadındı... 1983 yılında Türkiye Güzellik Kraliçesi seçilmişti. Sonradan dul olduğu anlaşılınca, yarışma kuralının gereği kraliçelik tacı elinden alınmıştı.
O tarihten sonra sinemaya atıldı, hakkında, bazıları çok ağır şeyler yazdı. Fakat Hülya, hoşgörülü davranıp hiç kimseyi mahkemeye vermedi. Her eleştiriyi tebessümle karşılıyordu.
Bu davranışı ona çok şeyler kazandırdı ve her geçen gün yıldızı parlayarak bugünlere kadar geldi.

* * * *

Hülya Avşar şimdi 50 yaşını geçti.
Acaba yıldızının sönmekte olduğunu düşündüğü için mi bu davaları açtı? Bu nedenle mi böyle hırçınlaştı, öfkelendi bilemiyorum!
Benden ona eski bir dost, bir ağabey tavsiyesi:
Bu davalar sana hiçbir şey kazandırmaz. Vazgeç! Büyük sözü dinleyen her zaman kazanır, bunu unutma!

Gü­nün Sö­zü

İhtiraslı insan asla doymaz, her şeyi cebe atmak ister ama unutmasın: Kefenin cebi yoktur!