Bir ta­nı­dı­ğım ge­çen­ler­de ilk açık­lan­dı­ğın­da şid­det­le eleş­tir­di­ği mu­ha­le­fe­tin Cum­hur­baş­ka­nı ada­yıy­la il­gi­li gö­rüş­le­ri­nin de­ğiş­ti­ği­ni an­la­tı­yor­du. Çün­kü Emin Çö­la­şa­n‘­ı oku­muş ve ik­na ol­muş. Okur üze­rin­de böy­le­si­ne doğ­ru­dan et­ki ku­ra­bil­mek çok az ya­za­ra na­sip olur her­hal­de.
Er­tuğ­rul Öz­kö­k‘­e gö­re Emin Çö­la­şan, Yıl­maz Öz­dil, Be­kir Coş­kun gi­bi ya­zar­lar bi­rer “pan­da­”, içi­ne ken­di­si­ni de kat­tı­ğı di­ğer ya­zar­lar­sa “may­mu­n”. Son de­re­ce ye­rin­de bir hay­va­nat bah­çe­si me­ta­fo­ru as­lın­da: Dün­ya­da sa­de­ce sa­yı­lı hay­va­nat bah­çe­sin­de bu­lu­nan pan­da her za­man en de­ğer­li hay­van­dır, sa­de­ce pan­da gör­mek is­te­yen zi­ya­ret­çi­ler var­dır.
May­mun­lar ise an­cak pan­da uy­ku­day­ken il­gi çe­ke­bi­lir, hep göl­ge­de kal­ma­ya, zi­ya­ret­çi top­la­mak için tür­lü nu­ma­ra­lar yap­ma­ya mah­kum­dur. Kı­sa­ca­sı pan­da ya­zar­la­rın dük­ka­nı hep do­lu­dur, biz may­mun­lar okun­mak için her tür­lü nu­ma­ra­yı ya­pa­rız. Ama bir da­ki­ka, Türk ba­sı­nın­da pan­da­la­rın so­yu tü­ken­mi­yor muy­du? Bu pan­da­lar de­ğil miy­di tas­fi­ye lis­te­le­rin­de ad­la­rı ya­zı­lan­lar? Ba­sın­da tas­fi­ye ola­ca­ğı­nı ilk kez, açık açık, hiç çe­kin­me­den Za­ma­n‘­ın Ya­yın Yö­net­me­ni Ek­rem Du­man­lı yaz­mış­tı. Şim­di de­vir de­ğiş­ti ama... Ge­çen­ler­de Meh­met Ba­ran­su­‘nun yaz­dı­ğı­na gö­re TMSF bir ope­ras­yon­la Za­ma­n‘­a el koy­ma­yı dü­şü­nü­yor­muş. Bu­nu ön­le­mek için Za­man ser­ma­ye ya­pı­sın­da de­ği­şik­li­ğe git­ti ve ken­di­si­ni kur­tar­dı. Dü­şün­se­ni­ze, baş­ka­la­rı­nı tas­fi­ye et­me­ye ha­zır­la­nan Ek­rem Du­man­lı az kal­dı ken­di­si tas­fi­ye edi­le­cek­ti.
As­lın­da Ek­rem Du­man­lı­‘nın ke­ha­ne­ti özün­de doğ­ru çık­tı, sa­de­ce isim­le­ri tut­tu­ra­ma­dı. Tas­fi­ye he­def­le­ne­ni de­ğil, ak­si­ne hiç bek­len­me­ye­ni vur­du.
Bir­kaç se­ne ön­ce Ay­dın Do­ğa­n‘­ın eli­ne bir ka­ğıt tu­tuş­tu­ru­lup sus­tu­rul­ma­sı is­te­nen ya­zar­la­rı lis­te­le­miş­ler­di: Emin Çö­la­şan, Be­kir Coş­kun, Uğur Dün­dar gi­bi bu lis­te­de­ki isim­ler Do­ğan Gru­bu­‘n­dan tas­fi­ye edil­di ama mes­lek ha­yat­la­rı bit­me­di. Bit­me­di­ği gi­bi ade­ta ye­ni­den doğ­du­lar.
Ger­çek tas­fi­ye­nin okur nez­din­de ol­du­ğu ka­nıt­lan­dı. İlk gi­den­ler de ken­di­le­ri­ne “li­be­ra­l” de­nen ga­ze­te­ci­ler ol­du. Ha­san Ce­mal, Cen­giz Çan­dar, Ya­se­min Çon­gar, Ah­met Al­tan, Meh­met Al­tan, Ali Bay­ra­moğ­lu ve ben­zer­le­ri ar­tık bit­miş­tir. Bu­gün “li­be­ra­l” ar­tık ye­ter­siz bir kav­ram, o yüz­den ge­çen­ler­de So­ner Yal­çı­n‘­ın kul­lan­dı­ğı bir kav­ra­mı ödünç alı­yo­rum: Bu ar­ka­daş­lar ar­tık dü­şük­tür.
Dü­şük­ler, çün­kü oku­ra ya­lan söy­le­di­ler: Ya­lan da­va­la­rı in­ce­le­me­den doğ­ruy­muş gi­bi su­nup bu­nun sa­vu­nu­cu­lu­ğu­nu yap­tı­lar. Öte­ki ta­ra­fı din­le­me­di­ler, kö­tü ga­ze­te­ci­lik ya­pıp ek­sik bil­gi­ler üze­ri­ne ik­ti­da­rın zul­mü­ne meş­ru­iyet ka­zan­dır­dı­lar. Sırf şu beş-al­tı yıl­lık si­cil­le­rin­den do­la­yı bi­le as­la ve as­la ga­ze­te­ci­lik yap­tı­rıl­ma­ma­lı­lar.
Şim­di ta­kın­tı­lı bir şe­kil­de Er­do­ğa­n‘­a sal­dır­gan ta­vır­da ya­zı­lar ya­zan Ha­san Ce­mal onu pa­zar­la­yan­la­rın ba­şın­da ge­li­yor­du. İk­ti­da­rın oto­ri­ter­leş­me­sin­den ya­kı­nan Cen­giz Çan­dar, ABD Bü­yü­kel­çi­si­‘ne ga­ze­te­ci tu­tuk­la­ma­la­rı­nı sa­vu­nu­yor­du. Bir de çok ko­lay kan­dı­rı­lı­yor­lar, çok ko­lay fi­kir de­ğiş­ti­ri­yor­lar. Ma­ni­pü­le ol­ma­la­rı bu ka­dar ba­sit­se, de­mek ki bu mes­le­ği yap­ma­la­rı­nın önün­de da­ha de­rin en­gel­le­ri de var.
“Dü­şük­le­r” sa­de­ce po­li­tik sav­rul­ma­lar­dan do­la­yı tas­fi­ye olan­la­rı kap­sa­mı­yor. Bir de ne si­ya­se­ti ne ha­ya­tı oku­ya­bi­len, ta­ma­men ken­di ye­ter­siz­lik­le­ri yü­zün­den de fac­to tas­fi­ye olan­lar var: Re­ha Muh­ta­r‘­ın­dan Haş­met Ba­ba­oğ­lu­‘na, Okay Gö­nen­si­n‘­in­den Ta­ha Ak­yo­l‘­una... Yaz­sa­lar da, yaz­ma­sa­lar da za­ten bir kıy­met­le­ri ol­ma­yan, hiç kim­se­nin far­kın­da ol­ma­dı­ğı bir do­lu dol­gu ya­zar. Bun­la­rın ba­zı­la­rı­nın özel bir şey yap­ma­la­rı­na ge­rek yok­tu, sa­de­ce raf ömür­le­ri dol­du ve küf­len­di­ler. Za­ten pek bir şey­den an­la­mı­yor­lar­dı, kay­bı­mız çok bü­yük de­ğil. Bu ara re­jim el­bet­te bir gün bi­te­cek­tir. Ya­rı­na Bar­las­lar gi­bi her dö­ne­min pro­fes­yo­nel yan­daş­la­rı ka­la­cak­tır kuş­ku­suz, va­r ol­mak on­la­rın gen­le­rin­de var­dır; bu­gün te­le­viz­yon­la­rı dol­du­ran dö­nem­sel yan­daş­lar­sa çöp te­ne­ke­si­ni boy­la­ya­cak.
Tür­ki­ye­‘de her şey ola­bi­lir, şa­şır­ma­mak ge­rek, bü­yük de ko­nuş­mak is­te­mem ama Türk ba­sı­nının ge­le­ce­ğin­de bir da­ha “dü­şük­le­r”­in yer ala­ca­ğı­nı hiç zan­net­mi­yo­rum.
2013 ya­zın­da ze­ka pat­la­ma­sı yap­mış bir Tür­ki­ye­‘nin ge­le­ce­ğin­de bu “dü­şük­le­re­” in­şa­at ku­mu ola­rak bi­le ih­ti­yaç du­yul­maz.

Radikal’i batırdılar

Bir gazete neden kapanır?

Tam 18 se­ne ön­ce Ra­di­ka­l‘­i ku­ran Meh­met Y. Yıl­maz, ga­ze­te­nin ka­pan­ma­sı­nın ar­dın­dan Do­ğan Gru­bu pat­ro­na­jı­na ga­ze­te­nin eki Ra­di­kal İki­‘yi ay­rı der­gi yap­mak is­te­di­ği­ni söy­le­miş. Pa­zar­la­rı çı­kan, ba­yi­de bir­kaç gün ka­la­cak bir der­gi ola­cak­mış... Red­det­miş­ler, o da ne­den di­ye sor­ma­mış. Ra­di­kal İki‘­nin ya­yın yö­net­me­ni Tuğ­rul Er­yıl­ma­z‘­ın med­ya­ta­va.co­m‘­dan Nes­li­han Ak­da­ş‘­a söy­le­dik­le­ri pat­ron­la­rın (be­nim de uzun yıl­lar yaz­dı­ğım) bu ga­ze­te­ye ba­kı­şı­nı özet­li­yor as­lın­da.
“Ü­mit Kı­van­ç’­ın la­fı­nı kul­la­na­ca­ğım, Ra­di­kal İki­’yi hep sa­at­li bom­ba gi­bi gör­dü­le­r” di­yor Er­yıl­maz. “E­ge­men­le­rin çok ba­yıl­dı­ğı bir ga­ze­te ol­ma­dı­”. Ka­tıl­ma­mak el­de de­ğil, ama bu­gün özel­lik­le Ra­di­kal İki‘­nin ya­şa­ma­ma­sı­nı de­ği­şen Tür­ki­ye­‘ye de bağ­la­mak ge­rek. Bu­ra­sı uzun yıl­lar ba­sın­da bir aday­dı. Hiç kim­se­nin yaz­ma­dı­ğı­nı ya­zan, fark­lı bir dil kul­la­nan, en­te­lek­tü­el çı­ta­sı çok yu­ka­rı­da bir ya­yın or­ga­nıy­dı. Ben beş yıl yaz­dı­ğım Ra­di­kal İki‘­den ay­rıl­dık­tan son­ra çı­ta­nın ba­sı­nın ge­ri ka­la­nın­da na­sıl yer­ler­de sü­rün­dü­ğü­nü gör­düm.
Baş­ka hiç­bir edi­tö­rün Ba­tı­lı mes­lek­taş­la­rın­dan ek­sik kal­ma­yan Tuğ­rul Er­yıl­maz gi­bi her ya­zı­nın en in­ce ke­li­me­si­nin üze­rin­de dur­du­ğu­nu gör­me­dim. Ama çok­tan­dır da Ra­di­kal İki en­te­lek­tü­el tem­bel­li­ğe sü­rün­dü, ken­di ken­di­ni im­ha et­ti. Özel­lik­le Bal­yoz ve Er­ge­ne­kon da­va­la­rın­da ken­di­sin­den bek­len­di­ği gi­bi mağ­du­run ya­nın­da yer al­ma­dı, ya­lan­cı li­be­ral­le­rin pe­şi­ne ta­kı­lıp iti­bar ve inan­dı­rı­cı­lık kay­bet­ti. Bir sü­re son­ra da il­ginç ya­zı bas­mak ye­ri­ne bir yer­de ya­yım­lan­mış ya­zı­sı ol­sun is­te­yen taş­ra aka­de­mis­yen­le­ri­nin ege­men­li­ğin­den kur­tu­la­ma­dı.
“Sen ol­ma­san ha­pis­te­ki­le­r ki­me ya­za­cak? Ma­ni­sa­lı ço­cuk­la­rın avu­kat­la­rı ki­me ya­za­cak? Kürt­ler, Er­me­ni­ler, eş­cin­sel­ler ne di­yor? Ka­dın­la­rın se­si kim ola­cak?” di­yor Er­yıl­maz. Ra­di­kal İki‘­nin çık­tı­ğı 1996‘dan çok fark­lı bir ba­sın var; Ra­di­kal İki‘­nin sa­hip­len­di­ği ko­nu­lar ar­tık ta­bu de­ğil, her­kes ya­zı­yor. Kü­çük ga­ze­te­ler, ol­ma­dı in­ter­net si­te­le­ri, ol­ma­dı ‘b­lo­g’­lar, ol­ma­dı sos­yal med­ya. Gü­nü­müz­de se­si­ni du­yur­mak is­te­yen za­ten du­yu­ru­yor. Gü­nü­mü­zün ta­bu­la­rı ve do­ku­nul­maz­la­rı fark­lı. Ra­di­kal İki bi­raz da ken­di­si­ni gün­cel­le­ye­me­di­ği, ye­ni ta­bu­la­ra mey­dan oku­ma­yıp on­la­rın al­tın­da kal­dı­ğı için öl­dü. Ra­di­kal için­se ko­nuş­ma­ya değ­mez: Ha­ri­ka ço­cuk di­ye ge­tir­dik­le­ri ki­fa­yet­siz iki ga­ze­te ba­tır­dı, hâ­lâ ödül­len­di­ri­li­yor. Ga­li­ba Hür­ri­ye­t‘­i de ba­tır­ma­dan pat­ron­la­rı akıl­lan­ma­ya­cak.

Brooklyn’de yaz

- Şez­long­lar ka­pı­nın önü­ne çık­tı, yaş­lı ka­dın­lar sa­bah­tan ak­şa­ma ka­dar kal­dı­rım­da otur­muş soh­bet edi­yor. - Yan­gın sön­dür­mek için kal­dı­rım­lar­da bu­lu­nan mus­luk­la­rın he­nüz va­na­la­rı ya­vaş ya­vaş açı­lı­yor. Bu­nal­tı­cı ha­va­lar­da ço­cuk­lar böy­le se­rin­li­yor. Ya­zın en iko­nik gö­rün­tü­sü. - Ak­şam­la­rı üç-dört kat­lı ev­le­rin gi­ri­şin­de­ki mer­di­ve­nin he­men ya­nın­da yer alan kü­çük bah­çe­de man­gal ya­pı­lı­yor, so­kak­la­ra du­man ya­yı­lı­yor. - Kar­puz kam­yon­la­rı so­kak­lar­da­ki ye­ri­ni al­dı, ara­ba­lar iş çı­kı­şı ar­ka­sın­da kuy­ruk olu­yor. - Apart­man da­ire­le­rin­den ön­ce genç­ler çı­kı­yor, son­ra an­ne ba­ba, son­ra da­ha bü­yük­ler. Na­sıl sı­ğı­yor­lar o kü­çük ev­le­re, na­sıl bi­r a­ra­da ya­şı­yor­lar böy­le? - Genç er­kek­ler at­let ve bas­ket­bol şor­tu gi­yi­yor, ki­mi­le­ri ço­rap ve ter­lik. Bü­tün gün bir kal­dı­rım­da bir uç­tan di­ğer uca yü­rü­yor­lar. De­mir­ler bar­fiks gö­re­vi ya­pı­yor, ak­şa­müs­tü park­lar­da me­kik çe­ki­li­yor, ev­den dum­bell ge­ti­rip ağır­lık kal­dı­rı­yor­lar. - Bir ka­dın mut­la­ka ama mut­la­ka bi­ri­ne için­de bol­ca “F.ck” ge­çen cüm­le­ler­le ba­ğı­rı­yor. Sa­bah­tan ak­şa­ma ka­dar ba­ğı­rı­yor. n Kal­dı­rım­da park et­miş ara­ba­nın rad­yo­sun­dan ça­lan mü­zik bü­tün so­ka­ğı in­le­ti­yor, ki­mi ge­ce­ler be­şer al­tı­şar ki­şi­lik grup­lar dans edi­yor. - “Yaz şar­kı­sı­” ne mi? Bu ara­ba­lar­da ça­lan şar­kı­lar­dan an­la­mak müm­kün... Şim­di­lik “Fanc­y”. - Bro­okl­yn‘­de yaz ço­ğu za­man Tür­ki­ye­‘yi de an­dır­mı­yor de­ğil.