twit­te­r‘­ın ku­ru­cu­la­rı si­te­yi aç­tık­la­rın­da ne yap­mak is­te­dik­le­ri­ni bil­mi­yor­lar­dı. Hat­ta üç ku­ru­cu­nun üç ay­rı fik­ri var­dı. Za­man için­de bu plat­for­ma hiç kim­se­nin ön­ce­den tah­min et­me­di­ği bir mis­yon bi­çil­di: Dün­ya­yı de­ğiş­tir­me ara­cı­na dö­nüş­tü.
Adı­nı ilk kez İran se­çim­le­ri sı­ra­sın­da duy­ma­ya baş­la­dı­ğı­mız bu sos­yal med­ya ağı­nın tı­kır tı­kır ça­lış­ma­sı için Hil­lary Clin­ton bi­le dev­re­ye gir­miş, yö­ne­ti­ci­ler­den İran­lı­lar ses­le­ri­ni du­yu­rur­ken si­te­ye eri­şi­mi en­gel­le­ye­cek her­han­gi bir şe­ye kar­şı ted­bir al­ma­la­rı­nı ri­ca et­miş­ti.
twit­ter Arap Ba­ha­rı­‘n­da da ken­di­ni gös­ter­di. Ama ge­çen yaz Tür­ki­ye­’de da­ha be­lir­gin­di ro­lü. Ge­zi olay­la­rın­da mil­yon­lar­ca twe­et sa­de­ce bir­kaç sa­at için­de Tür­ki­ye için­den atıl­dı, in­san­la­rın or­ga­ni­ze ol­ma­sı­nı sağ­la­dı. As­lın­da, Arap Ba­ha­rı­‘n­da Al Ja­ze­era da­ha et­ki­liy­di. Tah­rir Mey­da­nı­‘na mil­yon­lar akın eder­ken twe­et‘­le­rin ço­ğu yurt­dı­şın­dan atı­lı­-yor­du, Tür­ki­ye­‘y­le il­gi­li twe­et‘­le­rin yüz­de 90’ı ise Tür­ki­ye­‘nin için­den gel­di. Türk Hü­kü­me­ti’­nin twit­te­r‘­a düş­man ol­ma­sı ön­ce­lik­le bu yüz­den. Da­ha et­ki­li kul­la­nı­la­bil­di­ği­ni gör­dü­ler.

twit­te­r‘­ın gü­cü San Fran­cis­co­’da­ki ku­ru­cu­la­rı ön­ce­le­ri mem­nun et­ti ama bir yan­dan da her kon­trol­süz güç gi­bi bu­nun­la da ne ya­pa­cak­la­rı­nı bi­le­me­di­ler.
So­nuç­ta Si­li­kon Va­di­si­‘nin bir nu­ma­ra­lı ku­ra­lı bir şe­yi icat et­tik­ten son­ra on­dan çok ama çok kâr et­mek. “Dün­ya­yı de­ğiş­tir­me­k” işin kı­lı­fı sa­de­ce.
twit­ter, Tür­ki­ye için sa­de­ce in­san­la­rın or­ga­ni­ze ol­ma­sı­nı sağ­la­yan bir araç de­ğil. Pek çok üçün­cü dün­ya ül­ke­sin­de ol­du­ğu gi­bi dör­dün­cü kuv­ve­tin de ye­ri­ni al­ma­ya baş­la­dı. Se­si kı­sı­lan­lar, özel­lik­le de ga­ze­te­ci­ler, ken­di­le­ri­ni bu­ra­dan ifa­de edi­yor­lar. 17 Ara­lı­k’­tan son­ra ol­du­ğu gi­bi hü­kü­me­tin giz­le­di­ği ya da mer­kez med­ya­nın ver­me­di­ği, ver­mek­ten çe­kin­di­ği ha­ber­ler twit­te­r‘­da ya­yı­lı­yor.
Pe­ki bun­dan San Fran­cis­co­’da­ki ku­ru­cu­la­ra ne? Bi­ze kar­şı bir so­rum­lu­luk­la­rı var mı? twit­ter ku­ru­cu­la­rı­nın önün­de bu­gün­ler­de bak­tık­la­rı tek bir lis­te var, o da bi­lan­ço­lar.
Hal­ka açıl­dık­tan son­ra­ki ikin­ci ka­zanç ra­po­run­da twit­ter ge­lir­le­ri­nin iki kat at­tı­ğı­nı be­lirt­ti, ama kul­la­nı­cı sa­yı­sı bek­len­di­ği ka­dar art­ma­dı­ğı için his­se­le­ri yüz­de 11 ora­nın­da re­kor dü­şüş ya­şa­dı.
Ge­çen se­ne­nin Ara­lık ayıy­la Mart ara­sın­da kul­la­nı­cı sa­yı­sı sa­de­ce yüz­de 4 ora­nın­da ar­ta­rak 241 mil­yon­dan 255’e çık­tı.
twit­ter kul­la­nı­cı­la­rı or­ta­la­ma ola­rak ay­da 614 ke­re say­fa­la­rı­nı ye­ni­le­di­ler, dör­dün­cü çey­rek­te bu oran 613’tü.
New York Ti­me­s‘­ın ak­tar­dı­ğı ve­ri­ler ara­sın­da ya­tı­rım­cı­la­rı en çok ür­kü­ten­se rek­lam ge­lir­le­ri: Bin gö­rün­tü kar­şı­lı­ğın­da ka­za­nı­lan (CPM) 1.49 do­lar 1.44’e düş­tü.
Ya­pı­lan pro­jek­si­yon­la­ra gö­re twit­te­r‘­ın pi­ya­sa­nın bek­le­di­ği­ni ver­me­di­ği be­lir­ti­li­yor.
Unut­ma­mak ge­re­kir ki İran se­çim­le­ri de, Arap Ba­ha­rı da, Ge­zi olay­la­rı da twit­te­r‘­ın ge­çen ka­sım ayın­da hal­ka açıl­ma­sın­dan ön­cey­di.
Dün­ya­da en çok twe­et atı­lan ül­ke­ler­den Tür­ki­ye­‘nin 17 Ara­lık son­ra­sı twit­te­r‘­ı ya­sak­la­ma­sı da şir­ke­te bü­yük bir şok ol­du. Bu­ra­sı kay­be­di­le­me­ye­cek ka­dar de­ğer­li bir pa­zar so­nuç­ta. Öte yan­dan, twit­ter yö­ne­ti­mi­nin gö­rün­tü­yü kur­tar­ma ça­ba­sı da var­dı: De­mok­ra­si­ye hiz­met edi­yor­muş mis­yo­nun­dan vaz­geç­me­mek, öz­gür­lü­ğün se­si ol­mak gi­bi.
Gel­di­ler, An­ka­ra­’y­la ma­sa­ya otur­du­lar, is­ten­me­yen he­sap­la­rın Tür­ki­ye­’den eri­şi­mi­ni en­gel­le­di­ler. Dö­nen pa­zar­lı­ğın di­ğer de­tay­la­rı­nı bil­mi­yo­ruz. Ama ano­nim he­sap­la­ra ya­pı­lan san­sür, twit­te­r‘­ın bir de­mok­ra­si kah­ra­ma­nı ol­mak­tan dev bir şir­ke­te dö­nü­şü­mü­nü ta­mam­la­dı­ğı­nı gös­te­ri­yor.
Kı­sa­ca­sı, twit­ter ne Tür­ki­ye­‘ye ne de baş­ka bir ye­re de­mok­ra­si­yi ge­ti­re­cek. Sa­de­ce biz ya­za­ca­ğız, on­lar pa­ra ka­za­na­cak­lar


--İSTANBUL'UN EN İYİ LOKANTASIYDI--
     Borsa bozuldu mu?


Bor­sa be­nim için İs­tan­bu­l‘­un tar­tış­ma­sız en iyi lo­kan­ta­sı. Ama bu cüm­le­yi ye­ni­den göz­den ge­çir­mem ge­re­ke­cek ga­li­ba. Bir kıs­mı Do­ğuş Gru­bu­‘na sa­tıl­dı­ğın­dan be­ri ka­li­te­de cid­di bir dü­şüş göz­lem­li­yo­rum.



Bor­sa­‘ya git­ti­ği­miz­de mö­nü­de he­men he­men ne var­sa ıs­mar­la­yıp ye­ri­miz­den kal­ka­ma­ya­cak ka­dar çok ye­me­yi alış­kan­lık ha­li­ne ge­tir­di­ği­miz için pek çok şe­yi ta­da­bi­li­yo­rum. Son uğ­ra­dı­ğım­da man­tı aşı­rı tuz­suz­du; böy­le bir şey Bor­sa­‘da hiç ol­maz­dı. Dö­ner muh­te­şem­di, ke­bap da. Ama tan­dı­rı ya­rım bı­rak­tım. Ye­ne­me­ye­cek ka­dar ku­ruy­du. Et­ra­fım­da­ki bir­kaç ki­şi­ye sor­dum, son za­man­lar­da ha­yal kı­rık­lık­la­rı art­ma­ya baş­la­mış. Do­ğu­ş‘­a geç­tik­ten son­ra Bor­sa­‘nın et al­dı­ğı yer de de­ğiş­ti, ka­li­te dü­şü­şü bun­dan kay­nak­la­nı­yor di­yen­ler de var. Ra­sim Öz­kan­ca res­to­ra­nın her de­ta­yıy­la biz­zat il­gi­le­nir­di, bir şey­ler ters gi­di­yor­sa ön­lem ala­ca­ğı­na emi­nim.

--KULAK MİSAFİRİ OLDUM---

Başbakan hakkında konuşuluyordu


Ge­çen haf­ta­lar­da Be­be­köy Ma­c‘­in he­men gi­ri­şin­de yer alan Back­yar­d‘­da spor ön­ce­si kah­val­tı et­mek için bir ar­ka­da­şım­la bu­luş­tum. He­men söy­le­ye­yim: Me­kan gü­zel, ye­mek­ler kö­tü. Hat­ta bu­ra­yı iş­le­ten ha­nım­lar ye­me-iç­me­den o ka­dar an­la­mı­yor, mö­nü­de sun­duk­la­rı müs­li­‘y­le gra­no­la­‘nın far­kı­nı bi­le bil­mi­yor­lar.

Ney­se ko­nu­muz bu de­ğil...
Bah­çe­de göm­le­ği­nin man­şe­ti­ne ken­di adı­nı yaz­dır­mış bir adam te­le­fon­la ko­nu­şu­yor. Ku­lak mi­sa­fi­ri ol­ma­mak im­kan­sız. Hat­ta ku­lak mi­sa­fi­ri ola­lım di­ye ya­pı­yor za­ten. Göm­le­ği­nin man­şe­tin­den adı­na bak­tım, go­og­le­‘dan bul­dum. Çok önem­li ol­ma­yan bir diş he­ki­mi. Ama sa­nır­sı­nız ül­ke­nin en önem­li si­ma­la­rın­dan bi­ri... Bu­nu gör­gü ku­ral­la­rı­nı ha­tır­lat­mak için yaz­mı­yo­rum. Ko­nuş­ma­nın içe­ri­ği ve ye­ni Tür­ki­ye­‘nin bir dav­ra­nış bi­çi­mi ba­kı­mın­dan il­ginç.
“Ya­rın ge­le­mem, Baş­ba­kan ça­ğır­dı ona gi­de­ce­ğim, be­nim ha­nım, Emi­ne Ha­-
nı­m’­la gö­rü­şe­cek, bir da­vet var­mış, sen Acu­n’­la mı­sın ha ta­mam...” Gü­nü­müz­de ka­pı aça­cak bü­tün isim­le­ri bir te­le­fon ko­nuş­ma­sın­da ge­çir­me­yi ba­şar­dı. Tür­ki­ye na­sıl da her şe­yin Baş­ba­kan Er­do­ğa­n‘­a bağ­lan­dı­ğı bir ül­ke­ye dö­nüş­tü bir an­da, iş­te ka­nı­tı. Bir diş he­ki­mi bi­le onun adıy­la ha­va bas­ma­ya ça­lı­şı­yor; yi­yen olu­yor­dur emi­nim.

--YENİ BAŞLAYANLAR İÇİN GOOD WIFE --

      Alicia nasıl kurtulur!..

Yaklaşık 10 günde dört sezonluk “The Good Wife” izledim. Fena halde sarıyor. Tam bir pembe dizi gibi, me-raktan çatlattığı için üç-beş bölüm arka arkaya izlemek kolay.

Toplu izleyecekseniz 4. sezonun ilk 10 bölümünü falan es geçebilirsiniz. Keşke birisi bu tavsiyeyi bana verseydi. Yan karakterlerden birinin eşiyle ilgili hikaye sakız gibi uzuyor, bir yere varmıyor. Yayınlandığında da çok eleştirilmişti zaten.

Zamanında “Ally McBeal”i izlediyseniz çağrışım yapabilir. Avukat kadın, aşk üçgeni, ilginç davalar. Ama şarkı, komedi ve Ally’den aşina olduğumuz tuhaf unsurlar yok. “Good Wife” kendisini fazla ciddiye alıyor.

Dizinin en güzel taraflarından biri konuk oyuncular: Nathan Lane’den Amanda Peet’e kadar bir sürü yan karakter girip çıkıyor. Michael J. Fox’un engelli avukat rolü biraz bayıyor, Martha Plimpton’ın anne avukat karakteri gibi. Ama F. Murray Abraham’a itirazım yok. Hakim olarak Harvey Fierstein
bile var.

Bu bir Netflix ya da HBO dizisi değil. Rating savaşı veren bir kanalda yayınlandığı için bazı olay örgüleri de ona göre fazlasıyla uzatılmış, zorlama his veriyor. Bazen sadede gelemiyor. Tahammülünüz azsa öfkelenebilirsiniz.

Beşinci sezonda büyük bir sürpriz var; sürprizleri sevmediğim için ne olduğunu okudum hemen. Bu aralar dizi yapımcılarının başvurduğu numaralardan biri bu, o yüzden de ağzım açık kalmadı. “Downton Abbey”, “Homeland”, “Boardwalk Empire” da aynı taktiği uyguladı. İlgiyi diriltecek mi?

“The Good Wife”in ilk sezonunu ABD’de bölüm başına 13 milyon kişi izlemiş. Şimdi 8 milyon civarında. Şu an beşinci sezonu yayınlanıyor ve ben devam edip etmeme konusunda kararsızım: Alicia Florrick’le fazlasıyla haşır-neşir oldum ve yetti gibi geliyor.


--SİHİRLİ FORMÜL BULUNDU--

 Yazılı basın ölümden dönüyor

Dünyanın en büyük medya patronlarından Rupert Murdoch birkaç sene önce yaptıkları stratejik bir hatayı itiraf etmişti: İnternet’in büyüsüne kapılarak içeriği bedavaya sunmak. Hatanın neresinden dönülürse kârdır misali News Corp. gazeteleri İnternet’te ödemeli yayıncılığa geçen ilk kurumlardan biri oldu.
Medya zamanında bedavaya verdiğinden şimdi para kazanmak istiyor.
New York Times geçenlerde Premier isimli yeni bir abonelik sistemi açıkladı. Gazeteye ve sitesine abone olmanın yanısıra bu ayrıcalıklı üyelikle haberin daha derinine inmek, gazetenin yayınladığı e-kitapları okumak, panellere katılmak mümkün. Tabii bulmaca tutkunları her yerde gazetelerin temel dayanağı olduğundan Times Premier onlar için de İnternet’te yeni oyunlar hazırlamış.
New York Times‘ın CEO’su Mark Thompson‘ın amacı, gazetenin vereceği ürünleri ayrıştırmak ve farklı müşteri kitlelerine hitap etmek.
Sadece internet aboneliği isteyen okurlar da var, gazeteyi kağıttan okumak isteyenler de. Ama Thompson‘a göre okur bir süre daha fazla çeşitlilik isteyecek. Video müşterisini, ya da kitap okurlarını da bir şekilde yakalamak istiyor.
İleride gazetenin okumak istediğiniz kısımlarına para verip, istemediğinize vermek zorunda kalmayacaksınız. Sadece ekleri ya da sadece iş sayfalarını okumak isteyen okurlara göre bile çeşitlenecek belki de gazeteler.
Ölümle boğuşan gazeteleri kurtaran model bu mu olacak göreceğiz.
Bu arayışların merkezindeki New York Times bu senenin ilk çeyreğinde yüzde 51’e yaklaşan kâr kaybı açıkladı. Aynı dönemde 2005’ten beri ilk kez kağıt baskıdaki ilan gelirlerinde artış gerçekleşti. Dijital ilan da, tiraj da arttı