Medyada yakın tarihli ekonomik kırılma anlarını hatırlayalım.
Özal iktidarına kadar gazete kağıdında devlet desteği vardı.
Gazeteler ucuz kağıt sayesinde sadece satış fiyatıyla bile ayakta kalıyordu.
Kamu üretimi (SEKA) kağıtta destek kalkınca işler tersine döndü.
Gazeteler fiyat artışına gitse...Satışlar düşecek.
Fiyat artmasa satılan her gazete ile zarar büyüyecekti.
Dolayısıyla hem satışı, hem reklamı besleyen...
Dahası birim fiyat zammına da imkan sağlayan çözüm arandı.
Dönemin gazete patronları üç silaha birden davrandı.
Promosyon, daha çok reklam, daha yüksek teknoloji...
1) Promosyon, yani gazete alana rüşvet lazımdı.
Bu sayede birim fiyat artışına rağmen satış düşmedi.
2) Daha fazla gazete basıp zamanında dağıtmak zordu.
Ancak daha ileri ve pahalı teknoloji kullanımı ile mümkündü.
3) Gazeteler, modern basım tesisleri, bilgisayar teknolojisi ile tanıştı.
Daha fazla sayfalı, bol ekli, renkli gazeteler reklama açıldı.

* * * * * *
Ancak yeni modelin gelir ve gider dengesinde sorun çoktu.
Gider cephesinde, artan maliyet ciddi riskti.
Çünkü dönemin gazete patronları bugünden çok farklıydı.
Tabir yerindeyse bir masa, bir kasa çalışılırdı.
Sabit yatırımlar, artan işletme sermaye ihtiyacı için...
Özel bankalardan kredi almak hayaldi.
Gazeteler kamu bankalarının kapısında sıraya girdi.
Böylece çok satan, okurunun güven ve beğenisiyle yetinen...
Reklam verenden bağımsız gazetecilik zamanla unutuldu.
Yeni dönemin manşetleri kamu bankalarının patronuna...
Yani başbakana endekslendi, parayı veren düdüğü çaldı.

* * * * * *

1990’larda gazete patronları, TV sahibi oldu.
Basın yerine medya denilmeye başlandı...
Ama yeni düzenin gelir cephesi de sorunluydu.
Bir kere eski dönemden kalma reklam alışkanlıkları vardı.
Bir-iki grup reklam pastasının üçte ikisine hakimdi.
Piyasaya giriş görünürde serbest ama tekelle rekabet zordu.
2001 krizinde medya patronları bankalarını batırdı.
Özel gazete, TV ve dergiler devlet memurlarına bağlandı.
Tayyip Erdoğan ve AKP’ye böylece gün doğdu.
1) Sektörün en büyüklerine gözdağı verildi.
Gazetesini, TV’sini satarak küçülmeye zorlandı.
2) TMSF portföyündeki gazete ve TV’ler...
Medya ile ilgisiz isimlere kağıt üstünde satıldı.
Sözde patronların yanına hükümet gazetecileri yerleştirildi.
Son 3-5 yılda yandaş medyayı ayakta tutmak için çok uğraşıldı.
Kamu bankalarının kredi limitleri doldu.
Katar emiri ile komşu milli petrol şirketi para bastı.
Tekmili 17 Aralık tutanaklarında açık seçik anlatıldı.
Tekrara gerek yok...

* * * * * *

Ne var ki, AKP medyasında artık dikiş tutmuyor.
Geçenlerde AKP’ye itaat ve sadakati tartışılmayan bir patron...
Mal ve mülkün asıl sahibi olduğunu, riski taşıdığını hatırladı.
Reis’in üç yöneticisi ile yollarını aniden ayırdı...
Bu bir ilktir ve havuz problemi mantığına aykırıdır.
Hatta komşu havuzlara sıçraması muhtemeldir.
İkinci olarak yandaşa reklam haraca dönüştü.
CHP İstanbul Milletvekili Aydın Ayaydın Meclis’te sordu.
Kamu bankalarından, hatta özel şirketlerden...
Yandaşa reklam adı altında aktarılan kaynak ne kadar?
Muhatabı Ali Babacan yanıt verecek mi, sanmıyorum.
Ama soruların kayda geçmesi de önemli.
Gün gelir hesabı kesinlikle sorulur!

* * * * * *

Eğer iş dünyası AKP ve medyasına inanıyor, güveniyorsa..
Saygım var, lafım yok... Devam etsinler.
Ama korku belası yandaşlara haraç ödüyorlarsa...
Üstelik o parayı bağımsız medyadan kaçırıyorlarsa...
Ben ne diyeyim ki muhteremlere?
Bari yandaş patron kadar cesaret göstersinler.
Mallarına, paralarına sahip çıksınlar.
AKP’den çok korkuyorlarsa... Besleme medyaya haraç ödeyeceklerine...
Doğrudan partiye bağışta bulunsunlar, herkes görsün, bilsin.