Sevgili okuyucularım, 1989 yılından bu yana köşe yazarı olarak görev yapıyorum. O günden bu yana karşınıza binlerce köşe yazısıyla çıktım.
Çok az bile olsa belli zamanlarda yazarken zorlandığım oldu. Bazen ne yazacağımı bilemedim. Ama Allah’a bin şükür hiçbir yazımda çelişkiye düşmedim, yalan söylemedim, sizlerin karşısında mahçup duruma düşmedim.
Şimdi size açıkça itiraf ediyorum:
Bu yazı, en zor yazılarımdan biri olacak!
İki büyük muhalefet partisi, Prof. Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu’nu cumhurbaşkanlığı seçimi için aday gösterdi. Doğrusu, hiç kimsenin aklında olan bir isim değildi.
Biz gazeteciler de kendi aramızda haftalarca aday isimleri üzerinde tartıştık ama toplumdan oy almayı başaracak dört dörtlük bir isim aklımıza gelmedi...
Ve Ekmeleddin İhsanoğlu birdenbire karşımıza çıkarıldı.
* * * *
Özellikle CHP’li kesimden eleştiri sesleri hemen yükselmeye başladı, “Ben ona oy vermem” söylemi ortaya çıktı.
Kim olsaydı aynı eleştiriler gelecekti.
Açıkça söylüyorum, bütün eleştirilere saygı duyuyorum. Eleştiri yapanlara hak veriyorum...
Ama bir tek söyleme katılamıyorum:
“Ben ona oy vermem!..”
Bunu söyleyen saygın insanlarımız şunu iyi bilmeli:
İhsanoğlu’na oy vermemek, cumhurbaşkanlığı seçiminde Tayyip’e oy vermek demektir.
Eğer içlerine siniyorsa böyle yapsınlar!
* * * *
İhsanoğlu’nun savunucusu değilim. Ama onun düzgün, geçmişi temiz, dindar bir insan olduğunu, muhafazakar kesimden oy alacağını düşünüyorum.
Ancak Tayyip çizgisinde bir dindar olmadığını iyi bilelim. Ben Tayyip’i zaten dindar olarak görmem.
O, dinimizi kullanıp oy devşirmeyi başaran bir cambazdır.
İhsanoğlu’na gelince, onu bugüne kadar hırsızlığı, yolsuzluğu, namussuzluğu olmayan, dünyada ve Ortadoğu’da saygınlığı olan gerçek bir Müslüman olarak tanımlamak gerekir.
Oğluna telefon edip “Evdeki paraları sıfırla” emri vermemiş, ömrü boyunca pis işlere bulaşmamış tertemiz bir bilim adamıdır.
* * * *
Türk toplumu giderek daha tutucu, daha muhafazakâr oluyor. Bunu artık iyi bilelim.
Adına Tayyip denilen malûm şahıs bu işin mimarı. İktidarını hem yalanlar söyleyerek,
hem de din ticareti yaparak sürdürüyor... Ve özellikle de muhafazakâr kesimlerin
oylarını bu taktikle cebe atmayı başarıyor.
Tahmin ediyorum, İhsanoğlu ılımlı kişiliği ve birikimleriyle, şimdi bu silahı Tayyip’in elinde patlatacaktır.
Yeter ki kendisini aday gösteren CHP ve MHP, onu topluma iyi tanıtsın.
Bu çalışmalara en kısa zamanda başlanması gerekir.
Bu iki partinin tek isim üzerinde uzlaşmaya varmış olması çok önemlidir. Türk siyasetinde böyle bir olaya ilk kez tanık olduk.
* * * *
Şimdi ülkemizde çok önemli bir durum yaşıyoruz. Tayyip isimli şahıs bu kişilik yapısıyla Çankaya’ya çıktığı takdirde, Türkiye bir tek huzurlu gün yaşayamaz.
Bunu şimdiden iyi bilelim ve iyi görelim.
Hırçın, bağnaz, kendisini dev aynasında gören, dediğim dedikçi, saldırgan, sinir sistemi laçkalaşmış, işi gücü sağa sola posta koymak olan bir diktatör özentisi...
Bırakın toplumu kucaklamayı bir yana, kendisinden yana olmayanlara kin ve nefretle bakan, devletin olanaklarını kendi çıkarları için dibine kadar kullanan bir şahıs.
Bunun karşısına kim çıkarılacaktı?.. Çok sayıda isim gündeme geliyordu. Hatta o kadar ki, bazı gazeteciler kendi adaylarını açıkça yazıp söylüyordu.
Olmadı...
Kendi adıma söylüyorum, Tayyip’in karşısına hangi aday çıkarsa çıksın, şahsen desteğimi ona verecektim...
Çünkü önemli olan, Tayyip gibi birini Çankaya’ya çıkarmamaktır.
Dolayısıyla, İhsanoğlu’nun adaylığı kesinleştiği takdirde oyum onundur.
Bir aksilik çıkar da aday olamazsa, yerine gelecek kişinindir.
Sanırım şu ilk heyecan günleri geçince, özellikle CHP’de benim gibi düşünmeyenler de aynı çizgiye geleceklerdir. Başka çare var mı?
Aksi takdirde Tayyip ve AKP’ye hizmet etmiş olacaklardır.
Ama bir kez daha vurguluyorum, CHP ve MHP’nin bu kararına karşı yapılan eleştirilere saygı duyuyorum.
Bu ilk fırtınanın günler geçtikçe durulacağına inanıyorum.
Değirmenin suyu nereden geliyor?
Sevgili okuyucularım, Tayyip bir süre önce Almanya gezisine çıktı, salona doldurulan vatandaşlarımıza kendi propagandasını yaptı... Bu arada Almanya ve Merkel’i yuhalatmayı da ihmal etmedi! Almanya’nın tepkisi çok sert oldu.
Yarın Avusturya ve Fransa gezileri başlayacak ve yine aynı numaraları yapacak. Avusturya Dışişleri Bakanı Sebastian Kurz gezi öncesinde konuştu:
“Erdoğan’ı açıkça uyarıyorum. Avusturya toplumunu bölemez. Yanlış bir konuşması ilişkilerimizi geriye götürür ve iklimi zedeler. Almanya’daki gibi bir konuşma yaptığı takdirde, bu, buradaki Türkler’in zararına olur.”
Avusturya’dan bu azarı işitti, ağzını bile açamadı.
* * * *
Tayyip’in bu gezilerini kendi adamlarına kurdurduğu Avrupalı Türk Demokratlar Birliği isimli sivil toplum örgütü düzenliyor. Bunlar Viyana toplantısı için 300 bin avro verip salon kiralama peşine düştüler, bulamadılar. Belki şimdi bulmuşlardır.
Almanya’da aynı şeyi yaptılar, Fransa’da yine bu hafta yapacaklar.
* * * *
Şimdi dikkat ediniz, burada soruyorum çünkü çok önemlidir:
Bu kuruluş neyin nesidir ve bunca parayı nereden bulmaktadır?
On binlerce Türk vatandaşı, yaşadıkları kentlerden Avrupa salonlarına getiriliyor. Bunlara yemek veriliyor, yol giderleri karşılanıyor. Salon kiraları anormal yüksek.
Tayyip tarafından kurdurulan bu propaganda örgütüne devletin Tanıtma Fonu bugüne kadar kaç para vermiştir?
Bunlara örtülü ödenekten ne kadar para ödenmiştir?
Avrupalı Türk Demokratlar Birliği ismini taşıyan, Tayyip’e hizmet veren ve onun propagandası uğruna yurt dışı gezilerinde etrafa para saçan bu kuruluşun gelir kaynakları nedir?
Bu sorulara yanıt verilmeyeceğini elbette biliyorum... Çünkü veremezler.
Devletin ve milletin paraları Tayyip’in çıkarları için işte böyle çarçur ediliyor.