Sevgili okuyucularım, Tayyip çıktı kürsülere “Osmanlıca öğrenilecek ve öğretilecek” dedi.
Aynı gün Ahmet çıktı kürsülere!..
Tayyip konuşur da Ahmet konuşmaz mı!..
O da şunları söyledi:
“Nedir bu tarih alerjisi. Evet, maalesef sizin tek parti döneminizde mezar taşlarından başka okunacak şey bırakmadınız. Tarih tahribatı yaptınız. Mezar taşlarını okumayı bilmeyen bir nesil tarihini bilemez!..”
Olayı yine saptırıp çarpıttılar...
Geçti bayım o günler, geçti artık. Bu ülkede dil devrimi yapıldı, harf devrimi yapıldı, Türkçemiz gerçek kimliğini buldu, kolay ve anlaşılır bir dil oldu.
Sizin gibilerin yedi ceddi gelse, ilkokul birinci sınıftan başlayarak bütün dersleri Osmanlıca yapsanız, yine de yenildiniz. Geçmiş olsun.
* * * *
Birileri diyor ki “İnkilap köpekleşmedir.”
Hayır, dilimiz o acayip ve artık anlaşılması mümkün olmayan Arapça-Farsça karışımı hilkat garibesinden kurtarıldı.
Başka bir deyişle, dilimiz yapılan o muhteşem devrimlerle, Osmanlı döneminde yüzyıllar boyu yaşanan köpekleşmeden temizlendi.
* * * *
Osmanlıca hiçbir zaman halkın dili olmamıştı.
400 yıl önce bile halk bizim bugün konuştuğumuz Türkçeyi konuşurdu.
Osmanlıca denilen hilkat garibesi yazışmalarda, resmi yazılarda, gazetelerde boy gösterirdi.
Siz onlara bakmayın, bu kadar savundukları Osmanlıcayı ne Tayyip öğrenmiştir, ne de Ahmet.
Karşılarına birkaç satır Osmanlıca getirin, şaşkın bir biçimde size bakarlar.
Madem bu kadar meraklıymışlar, niye kendileri öğrenmemiş!
* * * *
Edebiyat, tarih, gazete, dergi, yazışma, aklınıza ne gelirse, o yabancı dili anlamanız mümkün değildir.
Meraklısı elbette öğrenir, istediği biçimde kullanır.
Divan şiirlerini okuyun, acaba bir tek satırını kim anlar?
Aşağıda size elimdeki kitaplardan çok rastgele birkaç örnek vereyim:
* * * *
“Saadetlû efendim, On üçüncü fırka kumandanı Ferik saadetlû Yusuf Paşa hazretlerinin merkezden münfek bulunmaları hasebiyle zat-ı saadetleri fırka-i mezkureye ait bilcümle umur ve muamelat-ı cariyeyi temşiyet eylemeleri tensip edilmiş olmakla, umur-u mezkurenin ber vefk-i dulhan-ı âli hüsn-ü cereyanına ibzal-i mezyit-i gayret eylemeleri Erkan-ı Harbiye dairesi ifadesiyle tavsiye olunur. 2 kanun-u sani 321. Yemen kuvva-i umumiye kumandanı müşir Feyzi. Mevki kumandanlıklara tamim edilmekle hıfzı lazım gelir ferman.”
Yemen’deki askerler arasındaki bu yazışmanın tarihi Ocak 1903.
Bu belgeyi Cahit Kayra büyüğümüzün “Ah O Yemen. 1904 İsyanı” isimli kitabından aldım. (Tarihçi Kitabevi.)
Osmanlıca işte bu! Ne anladınız?
* * * *
Elimde Mustafa Kemal Atatürk’ün 1914 yılında Sofya’da yazmış olduğu bir kitap var:
“Zabit ve Kumandan ile Hasbihal” (Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.)
Atatürk savaş, barış ve askerlik konusundaki görüşlerini o yıllarda doğal olarak Osmanlıca yazmış ama yayınevi yan sayfaya onun yazdıklarının Türkçesini aynen koymuş.
İşte size Osmanlıca bölümden rastgele bazı bölümler:
“Bir ordunun hazarda takip eylemesi lazım gelen ciddiyet-i mesaiye ve bu mesai ile tahkim olunan müktesebat-ı ilmiyenin zamanı hululünde müntic-i galibiyet olacak surette tatbiki için meslek celil-i askeri erbabının haiz bulunmaları lazım gelen havas ve mezayay-ı maneviyeye ait sözlerini...”
Yine aynı kitap, Atatürk’ün kaleminden:
“Kumandanları zevat-ı mümaileyhimden ibaret olduktan sonra orduda netice-i talim ve terbiye ve em-ü kumandada ve itaat ve inzibatta hüsnü cereyan aramak serapta taharri-i ab kabilindendir...”
Bu Osmanlıca rezaletini en iyi bilen Atatürk, zamanı gelince harf devrimini, dil devrimini yaptı.
* * * *
Ufuk Gülsoy, “Hicaz Demiryolu” isimli kitabında Abdülhamit dönemindeki resmi belgelerden alıntılar yapmış. İşte onlardan biri. Abdülhamit yazıyor:
“Hüccacın canib-i Hicaz-i mağfiret-tiraze teshil-i azimet ve avdetleri maksad-ı alisiyle Şam-ı şeriften Mekke-i mükerremeye kadar tes’isi mukteza-yı emr-ü ferman-ı hilafet penahiden bulunan timur yolu işlerinde zikur ve inastan hidemat-ı meşkureleri ve i’anatı maliye vesaireleri meşhud olanların takdir ve tezyifi içün taraf-ı eşref-i hazret-i mülükanemden derecat-ı muhtelife üzerine bir madalya ihdas edilmiş, kesb-i istihkak itmiş olduğuna binaen mantuk-u münifi vechle...”
* * * *
Şimdi de 1900’lü yılların başından bir şiir:
Ser-i dirahte müst-zen, hıyaz-ı baga ber-güriz
Güsun içinde pür-giriv, şükufelerle pür-sitiz
Nihal-i gülde teb-numa, yem-i çemende mevc-hiz
Heva perest ü pür heves nesim-i bi-kararı gör.
* * * *
Adına Osmanlıca denilen hilkat garibesi dil işte bu!.. Meraklısı oturup öğrensin. Ancak birileri eğer olumlu bir iş yapmak istiyorsa, topluma önce Türkçeyi öğretsin! Biz kendi dilimizi bilmiyoruz, yapılan araştırmalara göre 500 kelime ile konuşup yazıyoruz.
Bana her gün gelen mesajları tek tek ve dikkatle okuyorum. Hepsi değil ama pek çoğu, Türkçemiz açısından tam bir felaket.
Yazdığını göndermeden önce bir kez okuma zahmetine katlanan çok az.
Harf hataları, cümle hataları ve bozuk bir Türkçe... Bazen ne demek istendiğini bile anlamıyorum.
Burada haftanın altı günü yazı yazarım, bilgisayarda yazdıktan sonra en az iki kez okuyup hatalarımı düzeltirim. Bu da yetmez, gazeteye geçmeden önce Dilek Karaarslan’a okuturum ve gözümden yine de kaçmış olan hatalar varsa Dilek beni uyarır.
Türkçeyi bile yeterince bilmeyen bir topluma Osmanlıca öğreteceklermiş!
Biraz zor öğretirsiniz!
* * * *
Emin Çölaşan’ın notu: Halkbank’ta 908 milyon lirası buharlaşan, ancak şikayetçi olmayan M.G. isimli şahıs Muammer Güler miydi! Dün yine sordum, beyefendiden tık yok. Zamanı gelince sormaya devam ederim. Bunların unutulacağını zannetmesinler.