Sevgili okuyucularım, adına Halid Meşal denilen ve Ortadoğu bölgesinde Hamas isimli İslamcı terör örgütünün liderliğini yapan şahıs dün yine Türkiye’de boy gösterdi. Bizi pek sevdiği için sık sık gelir!
Dünkü neden, AKP Konya il örgütü kongresinde nutuk atmaktı. Salona girerken tekbir sesleriyle, “Mücahit Meşal, bu canlar sana feda” sloganlarıyla karşılandı.
Sonra sadrazam Ahmet’le el ele tutuşup kürsüye çıktı, nutuk attı.
Bu herifin Türkiye’de, hele AKP il kongresinde ne işi var? Niye çağrılmış?
Belli ki bir iş kotaracak, para ve silah isteyecek!
Son olarak 2012 yılı Eylül ayında Ankara’da yapılan AKP kongresine katılmış ve Tayyip’le birlikte aynı ciddiyetsiz, vıcık vıcık şovları sergilemişti.
* * * *
Şimdi 2006 yılına dönelim ve yine Ankara’ya Tayyip’in davetiyle gelmiş olan Halid Meşal’in o ziyaretinde neler olduğunu bir kez daha anımsayalım. Baştan sona gülünçtür, utanç vericidir.
Evet, AKP-Hamas işbirliği yavaş yavaş kuruluyordu. Terörist Halid Meşal adamlarıyla birlikte Ankara’ya geldi. O günlerde Tayyip yine Başbakan... Dışişleri Bakanlığı koltuğunda ise büyük devlet adamı Abdullah oturuyordu.
Hamas ekibinin Ankara ziyareti çok gizli tutulmuştu. Ancak ABD ve İsrail bu geziyi önceden öğrendiler. ABD’li yetkililer hemen Tayyip’i aradılar:
“Sen ne yaptığının farkında mısın? Dünyanın en önde gelen teröristlerinden birini Türkiye’de ağırlamaya kalkışıyorsun.”
Olayı bu aşamada gazeteciler de öğrenmişti. Dışişleri Bakanlığı onlara “Aman bu ziyareti yazmayın” diye ricada bulundu çünkü Abdullah korkmuş, Tayyip dersini almıştı.
Ancak ne yazık ki, Hamas heyeti bu sırada Ankara’ya inmişti. Başbakan Tayyip ne yapacaktı, nereye kaçacaktı!
Bu kez resmi bir açıklama yapıldı:
“Hamas lideri Sayın Halid Meşal Türkiye’ye hükümetimizin değil, partimizin davetlisi olarak gelmiştir!”
Tayyip onlarla beraber görünmek istemiyor ve heriflerden fellik fellik kaçıyordu. Onları kabul etmekten
-ABD ve İsrail’in uyarıları üzerine- vazgeçti. Daha doğrusu, vazgeçirildi. İsrail’in tavrı netti:
“Siz bizim teröristlerle aynı masaya oturursanız, biz de sizin teröristiniz PKK için aynı uygulamayı yaparız.”
* * * *
Ankara’ya yaka bağır açık gelen terörist kafilesi Devlet Konukevi’nde kalıyordu. Herifleri oraya kimse görmesin diye garaj kapısından buyur ettiler, garaj kapısından çıkardılar. Komedi, ya da rezalet devam ediyordu.
Halid Meşal 16 Şubat 2006 günü AKP Genel Merkezi’nde bir basın toplantısı düzenledi! Kürsünün arkasındaki AKP yazısıyla ampul işareti ekranlarda görünmesin, ABD ve İsrail kızmasın diye örtülerle kapatılmıştı.
Halid konuşuyor, bizimkilere yağ çekiyordu. Tam bu sırada kendisine bir not iletildi, “Soru sorulmasını istemiyorum” diyerek acele tüydü. Orada bulunan Dışişleri Bakanı Abdullah da aynı şeyi yaptı.
Yapılan açıklamaya göre bizim Abdullah onlarla Dışişleri Bakanı kimliği ile değil, AKP milletvekili olarak görüşmüştü!
Sonradan öğrenildi, o toplantılarda Abdullah, terör örgütüne baba nasihatleri vermişti:
“Silahları bırakın, İsrail’i tanıyın!”
Bu fiyasko ziyareti Türk ve dünya kamuoyundan gizlemeye kalkışmışlar, hadise ortaya çıkınca “Daveti hükümetimiz değil partimiz yapmıştı” yalanına başvurmuşlardı.
* * * *
Ancak olay henüz bitmemişti. Terörist kafilesini Esenboğa’da VIP’ten karşılamışlar, ziyaret ortaya çıkınca Devlet Konukevi’nin garaj kapısını kullanmışlardı!
Şimdi olayın son aşamasına bakalım!
Gizli ziyaret bitmişti. Kafile Ankara’dan ayrılmak üzere Esenboğa’ya gidiyordu. Şu rastlantıya bakın ki, aynı anda İstanbul’a gitmekte olan Tayyip de Esenboğa yolunda idi!
ABD ve İsrail’den fırçayı yemiş, azar işitmiş, bu yüzden herifleri kabul edip görüşmemişti.
Havaalanında Halid’le yüz yüze gelse el sıkışıp konuşmak zorunda kalacak ve işin cılkı daha beter çıkacaktı.
O halde ne yapacaksın? Terörist kafilesinin uçağa senden önce binip gitmesini bekleyeceksin! Bu durumda Tayyip ne yaptı?
Biraz zaman kazanmak için konvoyunu havaalanı yolunda durdurup bir mağazadan içeri girdi.
Mağazada bulunanlar şaşırmıştı. Tayyip hal hatır soruyor, lafı uzattıkça uzatıyordu. Bir süre sonra, Esenboğa’ya gönderilen korumalardan haber geldi:
“Paket gönderilmiştir Sayın Başbakanım, arz ederiz.”
Kafileyi VIP’ten karşılayanlar, ABD ve İsrail tepki koymasın diye, aynı Halid Meşal’i havaalanının kargo kapısından postalamışlardı!
* * * *
İşin ilginç bir yanı daha vardı. Gizli ziyaret ortaya çıkınca bizimkiler açıklama yapmak zorunda kalmıştı:
“Biz ona nasihat verdik, terörü ve silahları bırakın ve İsrail’i tanıyın dedik! Çok da iyi oldu, bizden çok şey öğrendiler!”
Fakat kod adı Halid Meşal olan adam Ankara’dan doğruca Tahran’a uçtu ve orada demeç verdi:
“Direnişimiz aynen devam edecektir.”
Demek ki bizim hacıfışfışların nasihatleri boşa gitmişti!
(AKP’ye oy verenlerin büyük çoğunluğu okur yazar olmadığı için bu gerçekleri bilmezler. Zaten bilseler, bunca şaklabanlığı yapanlara oy vermezler!)
* * * *
Ben bu olanları aynen yazmıştım, Abdullah açıklama yaptı:
“Bunları yazan gazeteciler yabancı servislerin (yani yabancı istihbarat örgütlerinin) ve yabancı diplomatların dolduruşuna gelmiştir!”
Oysa yabancı servislerin dolduruşuna gelip korkutulan kendisiydi!
Evet, 2006 yılında Türkiye’ye çağırdığı Halid Meşal’le konuşmaktan korkan, onu Esenboğa’nın kargo kapısından şutlatan Tayyip, dün aynı şahsı partisinin Konya il kongresine çağırttı. Herhalde birileri şimdi “Yok efendim, teröristin çağrıldığından Tayyip’in haberi yoktur, Ahmet kendi özgür iradesiyle çağırmıştır” diyecek değildir.
* * * *
Konya’da bunlar olurken, Ahmet partisinin il kongresinde Halid’i alkışlatırken Cizre’de Hizbullah-PKK çatışması yaşanıyor, yine insanlar ölüyordu. Polis araçları giremesin diye sokaklara hendekler kazılmıştı.
İki ayrı Türkiye düşmanı örgütün çatışmasında uzun namlulu tüfekler kullanılıyor, o sırada sadrazam hazretleri kendi seçim bölgesi olan Konya’da Halid Meşal’e bol bol yağ çekiyordu!
Şu anlattıklarım komedi mi, yoksa rezalet midir?
En doğru kararı siz vereceksiniz.