Sevgili okuyucularım, Türkiye en az iki yıldan bu yana Tayyip-cemaat kavgasıyla yatıyor, aynı kavgayla kalkıyor.
Görenler ve duyanlar zanneder ki ülkemizde bunlardan başka hiç kimse yok!
Hepimiz ya Tayyipçi olmuşuz, ya da cemaatçi!
Ya da ikisinden birini seçmek zorundayız.
Demek ki ortalıkta üçüncü bir seçenek kalmamış!
21. yüzyılda ve Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşıyoruz. Yukarıda söylediklerim hepimiz adına yüz kızartıcı bir durumdur.
Dolayısıyla ben de bugün karşınıza cemaatçi kimliğimle (!) çıkmak zorunda kaldığım için sizlerden özür diliyorum.

* * * *

Şimdi tabloya kısaca bakalım:
Tayyip’le cemaat birbirlerine dümdüz gidiyor. Hele Tayyip’in mahalle ağzı bir felaket.
Sürekli hakaret ediyor, Fethullah ona ABD’den yanıt veriyor.
Daha doğrusu yanıt vermiyor da, anlaşılması mümkün olmayan bir sürü Arapça ve Farsça kelimelerle, Kuran’dan ayetlerle beddua ediyor.
Yaaa kardeşim, koskoca adamsın. Arkanda büyük bir medya gücü var.
İnsan beddua etmekle yetinir mi?
Konuşsana, yaşadıklarını anlatsana, kafayı biraz çalıştırsana!..
Neler konuşup anlatması gerektiğine birazdan değineceğim.

* * * *

Hükümet şimdi İstanbul’da bir mahkemeden yakalama kararı çıkardı. Gerekçesi özetle şöyle:
“Fethullah Gülen terör örgütü kurmuş ve yönetmiştir. Terör örgütünün başıdır. Yurtdışında yaşadığı için savunmasını almak mümkün olmamıştır.”
Burada açık yürekle -sıradan vatandaş kimliğimle- itiraf ediyorum, Fethullah’ın terör örgütü kurup yönettiği iddiası geçerli değildir.
Terör örgütü dediğin aynen Ergenekon-Balyoz gibi (!) silahlı, bombalı olur, eylemlere girişir.
Cemaat hangi silahları kullanıp hangi eylemlere girişmiştir? Bunun hiçbir belirtisi devlet kayıtlarında yer almıyor.
O halde şimdi Tayyip’e sorma zamanıdır:
“Yakın zamana kadar sen bunlarla işbirliği içinde değil miydin? Eğer cemaat terör örgütü ise, sen de o örgütün destekçisi olarak görev yapmadın mı?..”
Bu çok basit iki soruya yanıt verebilir mi?
Veremez.

* * * *

Şimdi İstanbul’da bir sulh ceza hakimi bu terörist olma gerekçesini yakalama kararına yazmış. Bu yazı çeşitli kurumlara gönderilecek, oradan İnterpol’e gidecek, İnterpol ABD hükümetine başvurup Fethullah’ın iadesini isteyecek. ABD hükümeti de emir komuta zinciri içerisinde bir mahkemeye başvurup bu yönde karar vermesini talep edecek!
ABD hükümetinin bu süreci yerine getirmesi asla ve asla mümkün değildir.
Önce Türk hükümetine yazı gönderecekler:
“Adı geçen kişinin suç dosyasının, terörist olduğuna ve terör örgütü kurup yönettiğine ilişkin belgelerin gönderilmesi...”
Böyle belgeler olmadığını, Tayyip’in bu manevraları sadece ve sadece iç siyaset atraksiyonu olarak yaptırdığını bizimkiler gerçi biliyor da, dosyaya tırı vırıdan birkaç şey koyup gönderecekler.
İkincisi, orası Türkiye değil ki, ABD hükümeti şöyle düşünsün:
“Adamımız olan bir hakim bulup istekte bulunalım, o da iki satırlık bir karar yazıp Fethullah’ın iadesine karar versin ve kendisini Türkiye’ye yolcu edelim!..”

* * * *

Az önce değinmiştim, şimdi açıkça anlatayım.
Fethullah ABD’ye 1999 yılında yerleşti, AKP 2002 yılında iktidar oldu. Bu süreç içerisinde Tayyip en büyük desteği Fethullah’tan aldı.
İktidar olmadan önce de öyleydi. Sarmaş dolaş fotoğrafları var.
Tayyip’in bir sürü adamı, ABD’de yaşayan Fethullah’ı defalarca ziyaret edip yalakalık yaptı ve aralarında çeşitli konuşmalar geçti:
“Başbakanımızın size saygıları var hocam, emirlerinizi soruyor.”
Kimlerdi o el öpen ziyaretçiler?
Bakan Bey’ler, milletvekilleri, üst düzey AKP bürokratları, büyük işadamları...
Hepsi olmasa bile pek çoğu kendisine Tayyip’ten mesajlar getirip götürüyordu.

* * * *

Şimdi bu açıdan bakıldığında başta Fethullah olmak üzere cemaat ekibine çok önemli bir görev düşüyor:
Bu ziyaretçilerin isimlerini, Pensilvanya’ya kaç kez geldiklerini, neler istediklerini ve Tayyip adına neler vaat ettiklerini açıklamak...
Kimlerdi onlar ve kim tarafından gönderilmişti?..
Çünkü Fethullah bu gücü kendi kendine elde etmedi.
2002 yılından beri arkasında hep Tayyip ve partisinin desteği vardı.
Onu zirveye çıkaran ve devletin güç kaynaklarını kendisine teslim eden bugünkü iktidar değilse kimdi!
Adliyeyi, mülki idareyi ve polisi cemaatin eline hep Tayyipgiller teslim etti.
Cemaati kendi işlerinde tetikçi, taşeron olarak kullandı.
Eğer cemaat, başka bir deyişle Fethullah “Terörist” ise, terör örgütü kurup yönetmişler ise, Tayyip o örgütle işbirliği yapan kişilerin başındadır...
Ve dolayısıyla ortada suç varsa, kendisi geçmişte o suçun en büyük ortağıdır.

* * * *

Yani sevgili okuyucularım, kısacası şunu söylemek istiyorum:
Cemaat öyle zannedildiği kadar akıllı falan değilmiş.
Fethullah Tayyip’le ağız dalaşına giriyor ama abuk sabuk bir yöntemle!..
Beddualar okuyor, Arapça Farsça konuşuyor, kimse anlamıyor.
Bildiklerini, yaşadıklarını anlatsana kardeşim, elindeki madeni biraz deşip iktidarın pisliğini, hortumculuğunu yüzlerine somut örneklerle vursana...
Bu açıdan bakıldığında bizler, sizin bildiklerinizin milyonda birini bile bilmiyoruz...
Çünkü yakın zamana kadar siz onların sırdaşı, iş ortağı, her şeyi idiniz.

* * * *

Sonuç 1: ABD, böyle saçma sapan gerekçelerle Fethullah’ı iade etmez. Tayyip kendi kendine iç siyaset oyunu oynuyor, bu iade işini Türkiye’deki yandaşlarına yutturmayı amaçlıyor. Oysa ABD makamlarına yutturamayacağını kendisi de biliyor.
Sonuç 2: Cemaat eğer Tayyip’i vurmak istiyorsa, bildiği somut pislikleri ve hortumları açıklamalı, asıl onun “Darbeci” ve “Paralel” olduğunu dosta düşmana anlatmalıdır. Bu işler öyle uzaktan beddua okumakla olmaz.
Kaderimde cemaate yol göstermek de varmış!