Sevgili okuyucularım, bir ülkenin padişahı ile sadrazamı arasında rekabet, Osmanlı döneminde sık sık görülürdü. Padişah o zaman tek yetkili ve devletin sahibi idi. Anlaşmazlığa düştüğü sadrazamı ya sürgün eder, ya da kellesini alırdı. İşin şakası yoktu.
Günümüzde aynı rekabeti son padişahla son sadrazam arasında görüyoruz, maçın sonucu henüz belli değil!
İkisinin de amacı çeşitli fırsatlar yaratıp medyada mümkün olduğunca fazla yer kapmak. Satılık medya buna zaten hazır!..
Bunlar burunlarını silse, hapşırsa, kenefe gidip çiş yapsa haber oluyor!
Çık kürsüye nutuk at... Devletin parasıyla düzmece törenler düzenle, Hülya Koçyiğit gibi geçmişin ‘artizlerine’ dün olduğu gibi büyük devlet ödülü ver, birilerine sözlerinle giydir, yalan söyle, din ticareti yap, çeşitli giysilere bürün, her şey haber.
Ahmet’in dün resimleri çıktı. Bu kez karateci giysilerine bürünüp siyah kuşakla poz vermişti. Şimdi bekleyin, Tayyip boksör gibi çıkabilir. Rekabet bunu gerektirir.
* * * *
Bu ülkede bugüne kadar nice cumhurbaşkanları, nice başbakanlar gördük ama şaklabanlığın, ciddiyetsizliğin, laubaliliğin bu kadarına hiç tanık olmadık.
Siz bakmayın aralarının iyi göründüğüne, Ahmet, Tayyip’in karşısında ezik durumda. Onu her konuda geride bırakmak için elinden geleni yapıyor.
Tayyip durumun farkında. Ahmet’e fırsat vermemeye çalışıyor, her konuya maydanoz olup medyadaki yerini koruyor.
Yani propaganda mekanizması kesintiye uğramasın diye işi sağlam tutup çift dikiş çalışıyorlar.
Aralarındaki rekabet artık gizlice değil açıktan sürüp gidiyor.
Danışmanları her gün medyadaki yayınları izleyip kendilerine rapor sunuyor:
“Dünkü maçı siz kazandınız sayın cumhurbaşkanım, medya sizinle doluydu. Ahmet’e nal toplattınız!..”
“Dünkü skor berabere sayılır sayın başbakanım, ama biraz daha gayret etmelisiniz. Karate giysileri pek işe yaramadı, siz Obama’ya biraz sövüp gündem yaratın!.. Yarışı kazanmak için ses getirecek bir şeyler yapmalısınız. Belki de kendiniz için yeni bir kaçak saray...”
Bize bu günleri de gösterdiler, daha neler gösterecekler.
İkisini de kutluyorum!
Ve sarayımız!
Sevgili okuyucularım, Tayyip’in kaçak sarayı deyince aklıma yine o akıl almaz rezalet geldi.
Devletin ve milletin katrilyonlarını o görgüsüz ve ilkesiz yapıya hiç utanmadan gömdüler.
İşin müteahhidi olan Erman Ilıcak paraları almış ama sarayın kaç oda olduğunu bilmediğini söylüyor!
Üstelik maliyet rakamlarını da açıklamaktan kaçınıyor.
Eeee, bu işin hesabını kim verecek?
Belki diyeceksiniz ki işi yaptıran TOKİ verecek!..
Nah verecek!
Ankara Mimarlar Odası, bu rakamı TOKİ’ye sordu ve yanıtını şöyle aldı:
“Bilgi ve belgelerin zamanından önce açıklanması durumunda ülke ekonomisi zarar göreceğinden, istediğiniz bilgileri size vermek uygun görülmemiştir.”
Bu ne demek yaaa, kimin parasını kimden gizliyorsun?
Yoksa bu ülkenin ekonomisi o rezillikler anıtına mı bağlı?
Maliye Bakanı kendisine bu rakam sorulduğunda maliyetin 1 milyar 370 milyon Törkiş lira (1 katrilyon 370 trilyon) olduğunu söylemişti.
Maliyetin bu rakamdan çok daha fazla olduğu kesin ama rezaleti gizliyorlar.
Nereye kadar gizleyecekler?
* * * *
Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı Tezcan Karakuş Candan dün basın toplantısı düzenleyip bazı durumları açıkladı:
- Jakuzili, saunalı, buhar odalı kaçak saray tamamen bitince maliyet 5 milyarı geçecek.
- Tayyip için üretilen altın varaklı kadehlerin tanesi bin lira. Saray için Manisa’da dört bin metrekarelik özel halı üretildi. Metrekaresi 100 euro.
- Oda sayısı gizli tutuluyor ama sarayda iki bin oda olduğu tahmin ediliyor.
- Kaçak sarayda şu anda 63 asansör var, 18 daha yapılıyor.
Ey benim bunlara oy veren vatandaşım, şu kepazeliği daha da görmüyorsan, olup biten soyguna daha da uyanmıyorsan, yuh olsun sana.
Ama “Bunlar Müslümandır, istedikleri gibi lüks harcasınlar, haram yesinler, milletin parasını toprağa gömsünler, çaldılarsa benden çaldılar kardeşim sana ne” diyorsan, yine yuh olsun sana.
Hiç ağlaşma, yakınma, sen soyulmaya layıksın.
* * * *
Sarayında dün düzenlenen törende Tayyip isimli şahıs eşine dostuna ve yandaşlarına Cumhurbaşkanlığı kültür sanat büyük ödüllerini dağıttı.
Alanlardan biri de geçmişin artizlerinden olan, geçen yıl akiller tiyatrosuna transfer edilen, şimdi esamesi okunmayan Hülya Koçyiğit idi.
Yazının başında dediğim gibi Ahmet-Tayyip ikilisi arasında önemli olan medyada yer kapma yarışında öne geçmektir.
Nitekim Tayyip törende şöyle dedi:
“Burası Tayyip Erdoğan’ın değil, milletin sarayıdır. Millet burada ağırlanacaktır.”
Madem milletin sarayıdır, işin maliyetini, lüksünü, görgüsüzlüğünü niye gizliyorsunuz?
* * * *
Devletin-milletin parası nasıl olsa bol...
Yeni sarayında bol kepçe törenler düzenle, gariban ve ezik Ahmet’e bir kazık daha at!..
Çık kürsülere konuş, medyada yer kap!..
Ama bunun da yetmediği anlaşılıyor.
Bu kez Eminanım-Sümeyye ikilisi boş durur mu!..
Eminanım da heyetlere kızıyla birlikte kaçak sarayda ziyafetler düzenlemeye başlamasın mı!
Maşallah, ne sülale imiş bunlar!
Valla nazar değmesin ama pişkinliğin bu kadarına da pes yani.
* * * *
Tam da bunları yazarken önüme bir haber geldi...
Merkezi Berlin’de olan Uluslararası Şeffaflık Örgütü son raporunu açıklamış, Türkiye vurgun, rüşvet ve yolsuzluk sıralamasında en üst sıralardaki yerini korumuş.
Elbette ki bu sıralamanın AKP ve kaçak saraylarla falan ilgisi yoktur!
Fakat hiç endişe etmeyin, yolsuzluk, rapora göre rüşvet, vurgun, yolsuzluk deyince bizden daha kötü ülkeler de var:
Eritre, Libya, Sudan, Özbekistan, Türkmenistan, Afganistan, Somali ve Kuzey Kore.
Buna da şükürler olsun, bizimkilere 100 saray helal olsun!