Bir cumartesi akşamüstü, yakın dostum Güngör Uras, eşi Nuran, ben ve eşim Handan, Beyoğlu’na sanat tüketmeye gittik. 6 müze veya sergi gezdik. Çok memnun kaldım. İnce ayrıntılı güzel eserleri merakla inceleyenlerin yüzde doksanı genç Türkler’di. Tam anlamıyla Batılı/medeni bir insan topluluğu oluşturuyorlardı. Tanımadıklarına saygılıydılar. İtiş kakış, yüksek sesle konuşma, sırada öne geçme, şımarık ve mütecaviz şakalaşıp gülüşme, yol ortasında birbirine el elese çekme gibi davranışlara rastlamadık. Ortalama yaşları, bizim tayfanın üçte biriydi.
Buna rağmen bu kızlı-erkekli bu insanların hepsi her halleriyle “Atatürk Çocukları” idi. Durdum, düşündüm ve umutlandım. Demek ki; “Dindar ve kindar” bir nesil yetiştirmek isteyenlerin iktidarına rağmen, ülkemde güçlü bir “laik damar” vardı. İtibarımızı yücelten gençler, bu damardan besleniyordu.
KOLTUK, KOLÇAĞI
SÜRTMEDEN, MASANIN
ALTINA GİRMELİDİR
Akşam yemeğini, benim de mütevelli heyeti üyesi olduğum Koç Üniversitesi’nin Anadolu Medeniyetleri Merkezi’nde yedik. Güngör, hafta sonları Milliyet’te “lokanta” yazıları yazdığı için derhal personelin dikkatini çekti. Biz de onun sayesinde epey itibar gördük. Yemekten kalkarken Güngör, oturduğumuz koltuklarla yemek masasının yüksekliği arasındaki uyumuna dikkat çekti. Yapı Kredi’nin eski inşaat müdürü mimar Savcı Eker’in anlattığına göre, Yapı Kredi’nin kurucusu Kazım Taşkent, “bir koltuğun kolçağının yerden yüksekliği, koltuğun masanın altına girmesini engellememeli; arkası oturanın belini kavramalı ama tam kapalı olmamalıdır ki, oturan terlemesin” dermiş. Bankaya satın alınacak her koltuk veya iskemleye önce kendisi oturur, onaylamadığı koltuk alınamazmış.
KAZIM TAŞKENT
1894’te Preveze’de doğan Kazım Taşkent “Cumhuriyete Kol Kanat Gerenler” kadrosuna dahildir. Almanya’da kimya mühendisliği okumuştur. Türkiye’de önce şeker fabrikaları, sonra da Yapı Kredi’yi kurmuş efsane bir isimdir. Böylesi büyük işleri başaran insanların çoğunun, olmayacak konularda inanılmayacak detaylarla uğraştığına ben de şahidim. Bu ikisi arasında bir ilişki olduğuna da inanıyorum. İstiklal Savaşı öncesinde girdiği her harpten mağlup çıkan harap ve bitap Türk Milleti’nin, cumhuriyetle birlikte adeta küllerinden yeniden doğması müthiş bir hikayedir. Bu başarı, ayrıntılara da, meselesinin özü kadar önem veren yaratıcı insanların eseridir.
SON SÖZ: Medeniyet
ayrıntıda gizlidir.