Röportaj: Nil SOYSAL- Usta kalem Bekir Coşkun ile bu seneye kadar hep farklı farklı gazetelerin yazarı olarak konuşmuştum. Şimdi SÖZCÜ yazarı olarak karşımda. Deyim yerindeyse yüzünde güller açmış. Kendisine de söyledim, burada da söylüyorum; ben Bekir Coşkun’u hiç bu kadar keyifli görmemiştim. Yazılarındaki o ince mizah, bütün sohbete yayılıyor. Geçen yıl “Benim bilmelerimden çok, bilmemelerim ünlüdür” diyen ünlü yazar, bu yıl sohbette bir de uğur yapıyor. Her umutsuz söylemini tersi çıksın diye adeta üstüne basa basa tekrarlıyor!...Bir yıl önce tam da 17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet operasyonu sonrasında bir araya gelmiştik. “Yıllardır anlatamadığımızı ayakkabı kutusu anlattı” demiştiniz. Anlatabildi mi acaba?
Valla anlattı, anlatmadı ben onu bilmem. Ama bana kendini nasıl hissediyorsun diye sorarsan; iyi hissediyorum. Çünkü demek ki bu millet hak ediyor. En azından bu çıktı ortaya...
ASLINDA BENİM İÇİM SIZLIYOR
“Türkiye bu sana müstahak” diye yazmıştınız bir zamanlar...
Tabii. Daha ilk seçimdi. 2002’de seçimin ertesi günü yazdım o yazıyı. Yani Türkiye’de ilk uyanan adam benim. Göbeğini kaşıyan adam tezim de doğrulandı. Eğer bir toplum bu kadar ulu orta dolandırılıp soyuluyorsa ve o toplum hâlâ o insanı Cumhurbaşkanı yapıyorsa, bu topluma müstahaktır. Burada asıl sorun; toplumun belli bir kesimi... Onların durumuna yanarım ben. Yüreğinde insan sevgisi olan, doğa sevgisi olan, çağdaş, modern, alnı açık, başı dik, aydın insanlara yanarım. Onlara günah! Ama bak bir sene bitti. Dünyanın en büyük soygunu bu. Ama bu olaydan sonra siz kalkın, o insanı Cumhurbaşkanı yapın(!). Yani bunu bu kadar katmer katmer bir uygarlığın üstüne oturmuş bir toplumun yapması karşısında, o zaman geriye söylenecek de bir şey kalmıyor. Kala kala iyiyim, mutluyum filan demek kalıyor(!). Nil aslında içim sızlıyor!
DİKTATÖR İSTEDİKLERİNİ ELDE ETTİ
17 Aralık’a takipsizlik verilirken, bir yandan da hepimiz “makul şüpheli”yiz. Sokakta yürüyorsunuz. Polis çevirdi. Tipinizi beğenmedi, götürebilecek sizi. Nasıl değerlendiriyorsunuz?
Biz aşama aşama son kertiğe geldik. Şimdi diktatör bütün istediklerini elde etti. Artık kendi vurucu gücünü kurdu. Ama vurucu güç korkmasın diye, onları yasal güvenceye alıyor, olay bu. Yani, kabadayısına diyor ki; “Git şu adamı patakla, gerekirse öldür, ben seni koruyacağım!” Garanti var. İşte kanun! Olaydaki mesaj budur.
Geçen yıl arada kaynadı. Ama iki yıl önceki sohbetimizde, “Kılıçdaroğlu çok başarısız” demiştiniz...
Demiştim evet. O zaman üç seçim kaybetmişti. Bugün kaybettiği seçim sayısı dört. Fakat seneye göreceksin, yapılan beşinci seçimi de kaybetmiş olarak biz burada konuşacağız.
O kadar mı eminsiniz?
O kadar eminim. Çünkü geçenlerde bir yemekte bir araya geldik Kemal Kılıçdaroğlu ile. Ben Kemal Bey’e; “Seçimde şansınız var mı?” diye sordum. “Yok” dedi. Kendisi dedi bunu. “Biz iktidar oluyoruz diyebilir misiniz?” dedim. “Diyemem” dedi. Bu aslında umutsuzluğumu daha çok artırdı. Şimdi tek umudum ne biliyor musun? Ben bugüne kadar ne desem tersi çıktı. Bugün diyorum ki; “Kemal Bey seçimi kazanamayacak.” İnşallah kazanır. Ama zaten Kemal Bey kazanırsa, en çok kendisi şaşıracak! Uzun süre inanamayacak! Şok filan geçirecek hatta.
YENİ LİDER ÇIKMAZSA FELAKET OLUR
Bir ay kadar önce, “Yeni liderler lazım” diye bir yazı yazdınız. Yani tek çıkar yol yeni bir lider mi? Bunu mu söylemek istiyorsunuz?
Bu bir şans olabilir. CHP ve MHP’nin çıkaracağı ortak başbakan adayı “yeni liderler lazım” yazımın cevabıdır. Eğer Kılıçdaroğlu da, Bahçeli de, hatta hepimiz gerçekten bu ülkeyi seviyorsak, çözüm arayışlarında bunu da düşünmeliyiz. Sağcısı, solcusu, merkezcisi, komünisti, herkes bir araya gelecek. Diyecekler ki; “Biz seçimde tek liderle çıkıyoruz. Yeter ki devleti bu adamdan kurtaralım!” Yoksa sonumuz felaket! Türkiye çok kötü günlere gidebilir. Sokaklar kan gölüne dönebilir.
Yine bir Bekir Coşkun yazısı; “Şeriat değil de ne”. Laiklik elden gitti mi?
Bugün bu yönetim şeriattır. Bu adam çıkıp, “Ben laik değilim” dediği zaman, şeriatı zaten getirmiş oluyor. Bu ülkede ne din ilintisi olmadan yapılıyor ki? Mesela eğitim, kültür-sanat... Hangisinde din unsuru yok? Bir ülkenin her şeyi yasalar ve konulan hedeflerdir. Bunlar din unsuruna göre belirleniyorsa, o ülkede şeriat vardır.
DİNDARLARIN GÖZÜNDE DE BİTTİ
Geleneksel sohbetlerimizde Tayyip Erdoğan için üst üste “Abbas Yolcu” dediniz. Şimdi “Abbas Hancı” mı diyeceksiniz?
Ben “Abbas Yolcu” sözümün hâlâ arkasındayım. Benim o sözümün arkasındaki şey, onun bittiğiydi. Hâlâ diyorum; bu adam bitmiştir. Zaten sorun da budur. Bitmiş bir insanın o makamda oturması sorundur. Tayyip Erdoğan bütün dünyada bitti. Bütün aydınların gözünde bitti. Bütün dindarların gözünde bitti. Babaların, sokaktaki insanların gözünde bitti. Herkesin gözünde bitti. Bu adamın bitmediği bir tek kesim var; sözüm ona yüzde 50 civarında, ama ne olduğu belli olmayan ve bana göre göbeğini kaşıyan adamlar... Sadece onlar var yanında. Çünkü karşısında muhalefet yok.
Erdoğan’ın bakanlar kuruluna başkanlık yapması da, toplumu gerecek konular arasında yer alır mı sizce?
Erdoğan yeni yaptığı yerde paralel hükümet kurdu zaten. Kendisi paralelci! Dine, İslam’a göre de bu böyle...
nSon söz?
İhaneti sadece siyasetçiler yapmaz. Her bireyin bir ihaneti vardır.
Ankaralılara kırgınım bu şehri terk edeceğim
Peki bu yıl çok tartıştığımız
Ak Saray ne olacak?
Onun orada bir gün dahi oturmaması lazım. Bu millet, Atatürk’ün size bıraktığı bir miras, bir emanet. Sizin için dünyanın en güzel rejimini getirip koydu. “Sen bunu hak ettin ey milletim” dedi. Ben onun için özellikle Ankaralılara çok kırgınım. Çocuklar tepki göstermeye kalktı. Gide gide 30 genç gitti oraya. Oysa Ankara’da 5-6 milyon insan var. Bu Ankara’da Ankaralılar var. Seymen oynarlar. Bir tek seymen gelmedi mesela. Ankaralılar Derneği var. Bir teki gelip de burada ne yapıyorsunuz demedi. Ben çok severdim Ankara’yı. Ama artık ilk fırsatta Ankara’dan gideceğim.
Nereye?
Onu bilmiyorum. Çok da gidecek bir yerim yok. Urfa’dan Ankara’ya geldim. Şimdi Ankara’dan nereye giderim bilmiyorum. Asla sevgim kalmadı Ankara’ya.
YARIN:Necati Doğru, Ahmet Davutoğlu için ne dedi?