Baş­ba­kan so­ru­yor:
“Bü­yük yol­suz­luk ve rüş­vet ope­ras­yo­nu ne­den bi­ze bil­di­ril­me­di?”
So­ru­nun ce­va­bı­nı, yi­ne ken­di­si ve­ri­yor:
“Yol­suz­luk ve rüş­vet ih­bar­la­rı ön­ce ba­na ge­le­cek, eğer ben ge­re­ği­ni yap­maz­sam il­gi­li ma­kam­lar dev­re­ye gi­re­cek!”
Ya­ni “Bu ül­ke­de her tür­lü yet­ki ben­de, bir şey ya­pı­la­cak­sa ben ya­pa­rım!” de­me­ye ge­ti­ri­yor...
Pe­ki ya­pı­yor mu?
Hiç kuş­ku­nuz ol­ma­sın ki (!) ya­pı­yor!

* * *

He­men bir ör­nek ve­re­yim.
Yıl, 2006...
An­ka­ra­’da­ki özel bir has­ta­ne­nin sa­hi­bi, AKP Ba­lı­ke­sir Mil­let­ve­ki­li Dr. Tur­han Çö­me­z’­e bir rüş­vet ih­ba­rın­da bu­lu­nu­yor. İd­di­ası­na gö­re, bir dış ya­tı­rım­cıy­la bir­lik­te bü­yük bir has­ta­ne in­şa­sı için Ma­li­ye Ba­kan­lı­ğı­’na baş­vu­ra­rak, mev­zu­ata uy­gun şe­kil­de ar­sa ta­lep edi­yor­lar. Bu aşa­ma­da dev­re­ye bir ara­cı gi­ri­yor. Ara­cı “Bu iş 6 mil­yon do­la­ra olur. Bu­nun 5 mil­yon do­la­rı­nı ba­kan­lı­ğın te­pe­sin­de­ki bir ki­şi­nin oğ­lu ala­cak, 1 mil­yon do­lar da be­nim ko­mis­yo­num ola­cak!” di­yor. De­mek­le kal­mı­yor, pa­ra­yı na­sıl öde­ye­ce­ği­ni, yet­ki­li­nin ken­di­si­ne ver­di­ği ta­li­mat doğ­rul­tu­sun­da ay­rın­tı­lı bi­çim­de an­la­tı­yor.
Din­le­dik­le­ri kar­şı­sın­da şaş­kı­na dö­nen Mil­let­ve­ki­li Çö­mez gi­ri­şim­ci­ye, dö­ne­min Baş­ba­kan Yar­dım­cı­sı Ab­dul­lah Gü­l’­e bir mek­tup ya­za­rak du­ru­mu an­lat­ma­sı­nı söy­lü­yor. Va­tan­da­şın mek­tu­bu­nu da alıp biz­zat Gü­l’­e ve­ri­yor. Gül de mek­tu­bu dö­ne­min Ma­li­ye Ba­ka­nı Ke­mal Una­kı­ta­n’­a gön­de­ri­yor. Gi­ri­şim­ci­nin id­di­ası böy­le...
Va­him ve son de­re­ce dü­şün­dü­rü­cü ge­liş­me­ler de bun­dan son­ra baş­lı­yor.
Ma­li­ye Ba­ka­nı Una­kı­tan ta­ra­fın­dan çağ­rı­lan va­tan­daş, hem fır­ça­la­nı­yor hem de bu işe zor­la­nı­yor.
Ne ya­pa­ca­ğı­nı bi­le­mez du­ru­ma dü­şün­ce, tek­rar Tu­ran Çö­me­z’­e gi­dip yar­dım is­ti­yor.
Çö­mez de bu kez Baş­ba­kan Er­do­ğa­n’­a bir mek­tup ya­zıp, du­ru­mu an­lat­ma­sı­nı öne­ri­yor.
İl­kin­de ol­du­ğu gi­bi, ikin­ci mek­tu­bu da el­den Baş­ba­kan Er­do­ğa­n’­a ulaş­tı­rı­yor.
Yi­ne bir so­nuç çık­ma­yın­ca, son bir umut­la şi­ka­yet­çi va­tan­da­şı dü­rüst­lü­ğün­den hiç kuş­ku duy­ma­dı­ğı Baş­ba­kan Yar­dım­cı­sı Ab­dül­la­tif Şe­ne­r’­e gö­tü­rü­yor. Ola­ya son de­re­ce üzü­len Şe­ner, ma­ale­sef elin­den bir şey ge­le­me­ye­ce­ği­ni, zi­ra iş­le­rin hep böy­le yü­rü­dü­ğü­nü ifa­de edi­yor.

* * *

Şim­di ola­yın va­him­den öte, “ga­rip ama ger­çe­k” yö­nü­ne ge­li­yo­ruz.
İh­bar et­ti­ği “rüş­vet ve yol­suz­luk ola­yı­”, rüş­ve­ti is­te­yen­ler için de­ğil, bu­nu Baş­ba­kan Er­do­ğa­n’­a ka­dar bil­di­ren Tu­ran Çö­mez aley­hin­de suç un­su­ru­na dö­nü­şü­yor.
Er­ge­ne­kon ope­ras­yon­la­rı so­nu­cun­da ko­nu, id­di­ana­me­ye ve ek kla­sör­le­re gi­ri­yor.
Ya­ni Çö­mez rüş­vet ve yol­suz­lu­ğu il­gi­li ba­kan­la­ra, hat­ta baş­ba­ka­na ih­bar et­ti di­ye, “Tür­ki­ye Cum­hu­ri­ye­ti­ni or­ta­dan kal­dır­ma­ya ya da gö­rev­le­ri­ni yap­ma­sı­nı kıs­men ve­ya ta­ma­men en­gel­le­me­ye te­şeb­büs­le­” suç­la­nı­yor.
Oy­sa­ki ya­sa­la­ra gö­re, bir su­çun iş­len­di­ği­ni ha­ber alan ka­mu gö­rev­li­si­nin bu­nu il­gi­li mer­ci­le­re bil­dir­me­me­si suç sa­yı­lı­yor.
Bu du­rum­da rüş­vet ve yol­suz­luk ola­yın­dan ha­ber­dar edi­len baş­ba­kan su­çu ört­bas et­miş, ya­ni suç iş­le­miş ol­mu­yor mu?
AKP Mil­let­ve­ki­li Tu­ran Çö­mez, par­ti­den ke­sin ih­ra­cı son­ra­sın­da yap­tı­ğı ba­sın açık­la­ma­sın­da ya­şa­dık­la­rı­nı di­le ge­ti­rip ya­sa­la­rı ha­tır­la­tı­yor. Dö­ne­min CHP Mil­let­ve­ki­li Meh­met Se­vi­gen de Mec­li­s’­te so­ru öner­ge­si ola­rak gün­de­me ta­şı­yor.
Ama din­le­yen kim?
Rüş­ve­ti Baş­ba­ka­n’­a ih­bar eden Çö­mez, ken­di­ni Er­ge­ne­kon Da­va­sı­’n­da sa­nık ola­rak bul­du­ğuy­la ka­lı­yor.

* * *

Baş­ba­kan Er­do­ğan şim­di kalk­mış “yol­suz­luk ve rüş­ve­ti ön­ce ba­na ha­ber ve­re­cek­si­niz” di­yor.
Çün­kü rüş­ve­ti ih­bar eden­le­rin baş­la­rı­na ne­ler gel­di­ği­ni çok iyi bi­li­yor!
TBMM Ana­ya­sa Ko­mis­yon Baş­ka­nı AK­P’­li Bur­han Ku­zu­’nun sos­yal med­ya­da pay­laş­tı­ğı bir me­saj da bu açı­dan ba­kıl­dı­ğın­da özel an­lam ta­şı­yor.
Ku­zu o me­sa­jın­da “11 yıl­dır AK Par­ti ik­ti­dar­da. Bu yol­suz­luk­lar son ay­lar­da mı ol­du? Kul­lan­mak şim­di mi işi­ni­ze gel­di?” di­ye so­ru­yor.
Bu so­ru si­ze de çok ma­ni­dar gel­mi­yor mu?

10 şehidin ardından...

Akdeniz’in en güçlü donanmasına sahipti.
Bölgesinin en vurucu, en caydırıcı Deniz Kuvvetleri’ydi.
Denizaltısını, milli gemisini kendisi yapıyordu.
Bu nedenle coğrafyasındaki değer güçleri korkutuyordu.
Balyozlarla vurdular, sahte dijital deliller uydurdular, pırıltılı subayları demir parmaklıkların ardına koydular.
Sonuç:
Savaşta, kasırgada, okyanuslarda değil, kıyıdaki tersanede küçücük bir romörkörü denize indirirken, 10 evladımızın hayatına mal oldular.
Şehitlerimizle birlikte bir zamanların o muhteşem, o rüya gibi Deniz Kuvvetleri’ne de rahmet okuttular.